Ümit Sarıaslan/ Süzgeç Su Müzesi Bir Kent Düşü (4)

Nerden Nereye Ya da Düş Nasıl Suya Düştü (4)

Yarının büyüklerine...

Konuya ilişkin olarak yayımladığım bir önceki yazımda BŞB Yayın Organı ve Bilgilendirme Servisi aracılığıyla ASKİ’ye ilettiğim mektubun öyküsünü anlatmıştım. Adı geçen mektubu daha sonra doğrudan Kurum’a ilettiğimi de…  İşte, o yazı-mektup trafiği içinde hemen 22 Mart 2011 günü ASKi Genel Müdür Danışmanı, Çevre Mühendisi Sayın Nurullah Yeken’den umutla beklenen sevindirici yanıt geldi. Aynı günlerde Bilgilendirme Servisi’nden de mektubumun ilgilisine ulaştırıldığını haber veren bir not, yine Sayın Yeken’in yanıtı ilişik olarak adresime gönderilmişti (28 Mart 2011).  Bütün bunlar, başından beri anlatmaya çalıştığım “kent düşü”nün düşten gerçeğe evrilmesi yönündeki umutlarımı güçlendirmiş, konuya kurumsal düzeyde gösterilen bir ilginin varlığını duyumsatmıştı. İşte o yazı, geldiği gibi…

Sayın Ümit Sarıaslan

''Bir Kent Düşü: SÜZGEÇ SU MÜZESİ ÖNERİSİ” başlıklı yazınız daha önce Basın Merkezi aracılığıyla Genel Müdürümüze iletilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk arıtma tesisi olan Süzgeç Arıtma Tesisi’nin su müzesine dönüştürülmesi projesi Genel Müdürlüğümüz tarafından 2010 yılı içerisinde çalışılmış ve 2011 yatırım programı içine alınmıştır. Şu anda bu projenin fizibilite çalışmaları devam etmektedir. Fizibilite tamamlanıp proje şekillendiğinde rehabilitasyon çalışmaları başlayacaktır. Bu süreçte proje ile ilgili fikirleriniz ve katkılarınız da memnuniyetle kabul edilecektir. İlginiz için teşekkür eder, iyi günler dileriz…

Nurullah Said YEKEN
Çevre Mühendisi
ASKİ Genel Müdür Danışmanı

Ümit Sarıasalan/ Bir Kent Düşü Ümit Sarıasalan/ Bir Kent Düşü


Hemen ertesi gün yanıtladım bu muştulu haberi ve sevindirici mektubunu Sayın Yeken’in. O yanıtı da öykümüzün duvarına yerleştiriyorum:

Sayın Yeken, Değerli Mühendis.

Dünya Su Günü'nde müjdeli haberiniz ve inceliğinizle gönüllere su serptiniz. Ne iyi, ne güzel haber dertlendiğimiz konunun kurumunuz gündemine alınmış olması. Zaten bizim umup beklediğimiz bir şeydi bu. Ne kadar sevindik anlatamam. Yıllardır kafama takılan bu konuyu ilk kez 2009 yılının Dünya Çevre Günü'nde dillendirmiş Kent ve Yaşam adlı bir sitede ayrıntılarıyla yazmıştım. Yazıma ve yazıya konu tasarıma A.Ü. Rektörlüğü ve A.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığı'ndan da destek gelmiş, bu kurumlardan gelen yazılar ve konuya ilişkin açıklamaları da (artık yayından kalkmış bulunan) o siteye koymuştum. Zaman içinde konunun ardını bırakmadım. Yazılar, belgeler, yeni kaynak ve ilişkiler, haberleri izledim, bulup-ulaştıklarımı biriktirdim... Derken, 2011 Dünya Su Günü'nde, sizin de bildiğiniz gibi, önce BŞB Ankara Dergisi'ne, sonra kurumunuz ASKİ'ye yazarak konuyu güncelleştirmek istedim bir kez daha. Sağ olunuz, siz de su gibi hızla yanıt vererek, üstelik gönül kabartan bir müjdeyi de ekleyerek haberdar ettiniz. Size ve kurumunuzun konuya sahip çıkan diğer değerli ilgili ve sorumlularına gönülden teşekkürle… Size ve kurumunuza bu tarihsel değerde girişiminizde yürekten başarı dileyerek… İçtenlik ve saygıyla…
(*) Tabii, bildiğimizi, elimizden geleni, deneyimlerimizi sizinle bölüşürüz. Bunu bir memleket ve yurttaşlık görevi, içtiğimiz suya borç biliriz. Ü.S.

Ümit Sarıasalan/ Bir Kent DüşüÜmit Sarıasalan/ Bir Kent Düşü

Yine aynı yılın sonunda yazdığım yeni yıl iletisinde konuya ilişkin bir ilk adımı, bir başlangıç muştusunu beklediğimi de iletmiştim kendisine. O da “Süzgeç Su  Müzesi ile ilgili çalışmalarımız ve araştırmalarımız devam etmektedir. Projemiz sonuçlandığında uygulama aşamasına geçmeyi planlamaktayız. İlginiz için teşekkür ederiz.” Diye yazmıştı…

İlk 2009’da paylaştığım bu kent düşü ya da masalı yolunda adımlarımı hızlandıran etkenin bir haber olduğunu daha önce yazmıştım. Büyükşehir Ankara Dergisi’nin 311. Sayısı kapağında yer alan o haberi: Çubuk I Barajı Yeniden Doğuyor (9/16 Şubat 2011). Görmemle birlikte dalıma değen rüzgârı duymam bir olmuştu! Öyle ya, Çubuk Barajı yeniden doğuyorsa, aynı kuruluşun olmazsa olmazı Süzgeç (kuruluşundaki adıyla Filtre Tesisleri) niçin bu “yeniden doğuş”a eşlik etmesindi… Burada öyküsünü özetlemeye çalıştığım, doğmadan boğulan kent düşünü tasarımdan eyleme geçmesi yolunda özendirip umutlandıran da o haberdi. Sonra zaman aktı su gibi. Yazı yazışma derken, bir umutla beklemeyi sürdürdüm. Bu arada yazılardan yazışmalardan birilerinin, kimi sorumlu ad ve adreslerin, ilgili kurum ve kuruluşların gözüne çarpar, düş yorgunu kentlilerin kulağına karsuyu kaçar da konuyu sahiplenir diye bekledim…

Takvimler 2013 yazını gösterdiğinde bu kez başka bir haberle karşılaşacak, irkilecektim! Önce basında, sonra Büyükşehir Belediyesi Yayın Organı “Büyükşehir Ankara”da yer alan bu haberden öğreniyorduk ki, bizim düşlerimizin de üzerinden geçecek bir kara-yol sözkonusudur! (Sayı: 38, 16-23 Temmuz 2013). A.Ü. Ziraat Fakültesi arazisi (deneme tarlaları) üzerinden geçirilerek, SÜZGEÇ’in olduğu kavşakta varolan yola bağlanması düşünüldüğü belirtilen yeni yol ve konumuz kapsamında çağrıştırdıklarını daha önce yazdım (Bkz.: Topraktan Suya; Süzgeç’ten Ziraat’in Deneme Tarlasına… Her gün bir yerinden yırtılan fotoğrafıyla kentimiz ve kendimiz. A n g o r a’da yayımlanan ilk yazı).

O gün bitti, o gün suya düştü bu kent düşü, düşlemi… Doğmadan boğuldu ya da. Bir türlü kendi ya da kentli olamayan kentimizin burgaçlarında yitti gitti. Kent ve kent tarihi, kentsel ve kültürel miras “yol” denildi mi başına geleceğe razı olmak zorundaydı! Tersinlemeli bir türkü gibi sahibine: Loy loy loy, yola karşı çıkmak ha!.. Yaşanagidenin verdiği bir acı dersti bu. Hiçbir umut kapısı bırakmayacak kadar hem de. Kavak kalmadı ki kentte, kavaktan öte yol gidebilsin(di)… Bu karanlık sezgi, yine aynı yılın Ağustos’unda gerçeğe dönüşecek, SÜZGEÇ iki günde yerle bir edilecekti!!! (5/7 Ağustos). Yazdım bütün bu acıklı serüveni…
En son geçen Aralık başında Milliyet Ankara Eki’nde konumuza ilişkin trajik (!) bir haber daha yayımlanmıştı (Faili Meçhul Yıkım, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun kararını beklemeden tarihi Su Süzgeci Binası’nı yıkanlar bulunamıyor, 4 Aralık 2013). Ne acıdır ki bu yıkım, “faili meçhul” bir yıkım olmak şöyle dursun, sorumlularının ya da sorumsuzlarının ta baştan belli olduğu bir sayrılığın sonucuydu. Yurttaşından kent yöneticilerine, bilgili ilgisizinden ilgili bilgisizine, ilgisiz yetkilisinden yetkisiz ilgilisine kadar hepimizin ortak olduğu bir “kent suçu”ydu bu. Bu konuda pek de temiz olmayan sicilimize bir yenisi daha işlenmişti. Kentsel ve kültürel mirasa bakışımızdaki çarpıklık bir kez daha tescillenmişti. Ama ne yazıktır ki gideni geri getiremeyecekti bu…

“  Tescil” deyince, aynı haberden öğreniyoruz ki, Mimarlar Odası, yıkımdan üç ay önce, Süzgeç yapısının “tescil”i ve koruma altına alınması istemiyle, şimdi artık kendisi Zümrütüanka’ya dönen (!) Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na başvurmuş. Keşke, diyorum; Mimarlar Odası, ta 2004’te başlattığı ve 2005’te SÜZGEÇ’i de kapsamına aldığı Bina Kimlikleri, Cumhuriyetin İlk On Yılı, Cumhuriyetin 25 Yılı adı altında yayımladığı çalışmalar sürerken yapabilseydi bu işi… Belki bu zaman aralığında sudan öteye yol gider de bir umut kapısı aralanırdı…

Artık çok geç, ama yazımızı çok daha ilginç bir “tescil” haberiyle sürdürelim. Nasıl  SÜZGEÇ’in yıkımına değgin o haber (Faili Meçhul Yıkım) taşıdığı başlıkla trajik bir çağrışım yapıyor idiyse, bu en son haber de bir o kadar trajikomik! SÜZGEÇ’in, uzmanlarının “endüstri arkeolojisi örneği” dediği Cumhuriyetin ilk 25 yılının mirası özgün ve bu tek yapıyı tescilleyemeden yıktık. Ha, tescillense kurtulabilir miydi yıkılmaktan, o da ayrı!..Ya, bakınız ne yaptık, ne yapıyoruz şimdi… Yine bir gazete haberi: “ASKİ tescillendi”. Eh, biz bize benzeriz. ASKİ Genel Müdürü’nden edinilen bilgiye göre “ASKİ adı ve logosu resmen” tescil edilmiş. Genel    Müdür, “Bundan böyle ASKİ adı ve logosunun başka kurum ya da kişiler tarafından kullanılmasının yasak olduğunu” belirterek, “Sular idareleri arasında, Türkiye’de ilk olarak ASKİ adı ve logosu tescil ettirilmiş oldu. İlerleyen günlerde birçok proje ile markamızın kalite ve güvence değeri daha da artacaktır.” Demiş. (Cumhuriyet, Ankara sayfası, 13 Aralık 2013).

Ümit Sarıasalan/ Bir Kent DüşüÜmit Sarıasalan/ Bir Kent Düşü

Demek, ASKİ’nin adı ve arması (logosu), değiştirilmeyen ad ve simge kalmayan memlekette, başkentin temel bir endüstriyel mirasından, doğal çevresiyle birlikte bir mimarlık anıtı olan o biricik yapıdan daha önde ve önemliymiş. Öyle olduğu için olmalı ki, o bulunmaz yapı yerle bir edilirken seyrediyor; aynı kurumun “kalite ve güvence değerinin artması” umut ve beklentisiyle simgesini (logosunu) sağlama alıyoruz!..
Durum böyleyken, Kurum adına gelen o mektupta, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk arıtma tesisi olan Süzgeç Arıtma Tesisi’nin su müzesine dönüştürülmesi projesi Genel Müdürlüğümüz tarafından 2010 yılı içerisinde çalışılmış ve 2011 yatırım programı içine alınmıştır. Şu anda bu projenin fizibilite çalışmaları devam etmektedir. Fizibilite tamamlanıp proje şekillendiğinde rehabilitasyon çalışmaları başlayacaktır.” Deniliyordu öyle değil mi?..

Ne denir, böyle olur bizde koruma dediğin. Kendi gitti adı kaldı yadigâr, bari adını koruyalım! “Koruma” deyince, bu alanın kurumlaşmış ad ve adreslerinden Doğan Hasol, bizim bu trajik öykümüzü kendisine yazdığımız bir mektupla başlattığımız Oktay Ekinci’nin ölümü ardından yazdığı bir yazıda şöyle söylüyordu: “Bilindiği gibi koruma bilinci Türkiye’ye çok geç gelmiştir. Yalnızca Osmanlı döneminde değil, Cumhuriyet döneminde bile çoğu yöneticiler kültürel değerleri, ülkenin mimarlık değerlerini gözlerini kırpmadan yok etmekten çekinmemişlerdir. Ülke bunun çarpıcı örnekleriyle doludur. Benzer duyarsızlıklar günümüzde de sürmektedir…  İşte Taksim Meydanı ve Gezi Parkı uygulamaları, yasal koruma kararına karşın yıkılan İnönü Stadyumu,  Emek Sineması, Ankara’da Su Süzgeci binası yalnızca birkaç örnek…” (Toplum Gönüllüsünün Ardından, Cumhuriyet, 22 Ekim 2013).



İşte böyle… Ziya Paşa’nın dilimize pelesenk olmuş "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" unutulmaz sözü, salt kişiler için değil, kentler ve kurumlar için de geçerli olmalıdır… (Bitti, Ankara, 7 Ocak 2014).

Ümit Sarıaslan





Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET