Ümit Sarıaslan/Süzgeç Su Müzesi:Bir Kent Düşü (3)

Nerden Nereye Ya da Düş Nasıl Suya Düştü (3)

Bir önceki yazımda Süzgeç Su Müzesi düşüyle ilgili olarak Ankara Üniversitesi’nden gelen yazılara yer vermiş, ASKİ’ye de yazdığımı belirtmiştim. Kentsel altyapının en temel kuruluşlarından olan bu kamu kurumu konunun asıl sahibi ve ilk adresiydi elbet. Dolayısıyla ne yapılacaksa birlikte yapılacaktı. Korumadan yenilemeye, kurmadan kurumsallaştırmaya işin sahibi ASKİ’ydi öncelikle…

2011’e gelindiğinde gerek gündemin etkisiyle gerekse bellekte birikeduran konuların güncellenmesi gereksinmesiyle 3 Mart 2011’de Büyükşehir Ankara dergisi aracılığıyla önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bir mektup yazdım: Ekmek ve su ya da bir kent düşü: “Süzgeç Su Müzesi”.

Büyükşehir Ankara Dergisi’nde Çubuk-I Barajı yeniden doğuyor başlığıyla  yer alan Cumhuriyet’in bu ilk barajının eski haline kavuşturulacağı, yeni bir rekreasyon alanı olarak hizmet vermeye başlayacağı haberini görmüş, çok heyecanlanmıştım (9/16 Şubat 2011 tarih ve 311. Sayı). Demek, dedim; geç de olsa bu “düş”ün gerçekleşme zamanı geldi! Bu sevinçle sözü Ankara Belediyesi’nin daha önce kurup açtığı Ekmek Müzesi’ne getirerek, bu Müze’yle birlikte kurulup gövdelenecek bir Su Müzesi’nin Başkent için her açıdan bir kazanım olacağını vurguladım. Dahası, bu işin yapılmasının bir tarihsel/kültürel zorunluluk olduğunu imleyerek, şu soruyu yöneltmiştim ilgilisine:

Bu bağlamda, Başkent’in ilk su arıtma kuruluşu olan SÜZGEÇ ve çevresinin müzeleştirilmesi tasarımının gerçeğe dönüştürülerek Ankara’ya yeni bir yaşam alanı ve müze daha kazandırılması, Çubuk-I Barajı’nın yeniden canlandırılması çalışmasıyla eşzamanlı olarak yürütülemez mi?.. Bu tarihsel fırsattan yararlanarak, alınması umulur bir kararla, birbirinin bütünleyicisi olan iki görkemli mirasın ikisinin birden Başkent’e armağan edilmesi sağlanamaz mı?..”

Yazının ekinde TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin Mayıs 2005’te yayımladığı Cumhuriyet’in 25. Yılı Bina Kimlikleri adlı çalışmasında yer alan Süzgeç yapısına ilişkin sayfayı da göndermiştim. Dahası, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçımız Sayın Çetin Ergand’ın “Bir Başkent’in Oluşumu” adlı fotoğraf sergisindeki (Ocak-Şubat 2010) Süzgeç yapısı içinden çekilmiş o görkemli fotoğrafı da ekleyerek!.. Üçüncü bir görsel belge olarak da Çubuk-1 Barajı’nın açıldığı günü anlatan kitaptan seçtiğim bir SÜZGEÇ resmini Ankara Belediyesi’ne yazdığım mektuba iliştirmiştim.

Ben yazıya bir yankı beklerken yeni bir Dünya Su Günü geldi çattı: 22 Mart 2011.
Tam vaktidir deyip, aynı yazıyı kimi eklerle bu kez doğrudan ASKİ’ye ilettim. Büyükşehir Belediyesi Basın Merkezi aracılığıyla konunun asli sorumlusu kuruma yazdığım mektubu ekleriyle birlikte yayımlıyorum. Gelecek yazı: Gelen yanıtlar ve sonsöz!.. (20 Aralık 2013, Ankara Ü.S).


Filtre İstasyonu 1936

Sayın Kamil Kılıç
(ASKİ
Genel Müdürü)

Konu:
Ekmek ve su ya da bir kent düşü: “Süzgeç Su Müzesi” önerisi

İyi günler dileyerek.
Nicedir aklımda tuttuğum bir düş-düşünce vardı.

Büyükşehir Ankara
Dergisi’nin 9/16 Şubat 2011 tarih ve 311. sayısının kapağında yer alan “Çubuk-I Barajı yeniden doğuyor” başlığını görür görmez, açıp okudum haberin ayrıntılarını. “Cumhuriyet’in ilk barajı eski haline kavuşacak, yeni bir rekreasyon alanı olarak hizmet vermeye başlayacak” sözlerini görmem yetti! Öyleyse dedim, geç de olsa nicedir aklımda tuttuğum o “düş”ün gerçekleşmesi zamanı artık geldi! Bir Ankaralı olarak, bu düşüncemi önce kurumunuza yazmak, sonra Başkent kamuoyu ile paylaşmak istiyorum. (*)
Yıllardır halk arasında “Süzgeç” diye bilinen, öyle de adlandırılan; Ankara’nın yakın zamanlara kadar içme ve kullanma suyunu sağlayan su arıtma istasyonuna,

“Filtre Tesisleri”
ne getirmek istiyorum sözü!
Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çubuk Barajı ile birlikte, ASKİ tasarrufunda olan ve kendi tarihinin önemli bir kesitini içinde saklayıp-getiren bu kuruluşa da yeni bir bağlamda sahip çıkmalıdır. Burası, doğal ve endüstriyel tüm varlığıyla, bir SÜZGEÇ SU MÜZESİ’ne dönüştürülmelidir.

Antik Ankara’ya eskil simgesini (Ancor - Çapa) veren su kaynakları ve sulak alanlar, yüzyıllar içinde kuruya-çekile elimizde Eymir, Mogan, Temelli… gibi daralmış boyutlara sıkışmış sular ve artık yalnızca anılarda saklı dereler kaldılar. Bu yüzdendir ki, gelecekte su ve suyla gelen tarih aranıp-anımsanmak istendiğinde, ilk başvurulacak kentsel/kültürel mirastan birisi Çubuk Barajı, ötekiyse onunla aynı zamanda gövdelenen Süzgeç olacaktır. Çubuk Barajı’nın yeniden canlandırılacağı muştusu verildi. Şimdi sıra, barajın ayrılmaz parçası olan Süzgeç’in özgünlük ve önemiyle uyumlu bir SU MÜZESİ’ne dönüştürülmesine gelmiştir.
Su’yu ve su kaynaklarını korumak, kente düzenli ve sağlıklı su akışını sağlamak” yönünde yüklendiğiniz “yasal, yönetsel ve sosyal sorumluluklar” çerçevesine su ve suyla gelen tarih de girer; dahası, girmelidir diye düşünüyorum. O zamanki adıyla Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün arazisinde yer alan bir tepe üzerinde yükselen Süzgeç’in az ilerisinde, bu “müze düşü”ne kardeş bir başka Müze var: Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi,

Gümüşdere Yerleşkesi’
nde 2007’de açılan A. Ü. Ziraat Müzesi. Kurulmasını düşlediğimiz su müzesinin gerçeğe dönüşmesi yolunda başlatılacak bir girişimin bu kurumlarla olası işbirliği şansı ve olanağını düşünmek bile heyecan verici. Dahası, yine Ankara Belediyesi’nce kurulan başarılı “Ekmek Müzesi” deneyimi… Bu Müze ardından kurulacak bir “Su Müzesi”nin kapılarını açacağı Ankara’nın kültürel ve tarihsel açıdan paha biçilmez bir zenginliğe daha kavuşacağı tartışmasızdır.

Bu kapsamda, Cumhuriyetin başkenti Ankara’nın kent merkezinin içme suyu gereksinmesini karşılamak için gövdelendirilen Çubuk-I Barajı’nın yeniden canlandırılmasıyla, başkentin ilk su arıtma kuruluşu olan SÜZGEÇ ve çevresinin müzeleştirilmesi tasarımı eşzamanlı olarak yürütülemez mi?

Vurguladığımız tarihsel denkdüşüm ve fırsattan yararlanarak, alınması umulur bir kararla, birbirinin bütünleyicisi olan bu iki görkemli kentsel/endüstriyel mirasın ikisinin birden başkent Ankara’ya armağan edilmesi sağlanamaz mı? (**)

Vurguladığımız tarihsel denkdüşüm ve fırsattan yararlanarak, alınması umulur bir kararla, birbirinin bütünleyicisi olan bu iki görkemli kentsel/endüstriyel mirasın ikisinin birden başkent Ankara’ya armağan edilmesi sağlanamaz mı?

Bu düş ve düşüncemize açıklık getirmesi açısından kısaca konunun tarihine bakmak yararlı olacaktır:

Çubuk-I (Barajı) bitirildiğinde, genç cumhuriyetin su işleri için parlak bir “örnek” ve yurdun diğer köşelerinde gerçekleştirilecek su yapıları için önemli bir “rehber” olarak nitelendirilmişti. 1927’de başlanıp 1936’da bitirilen Çubuk-I Barajı’nın yapımı sürerken, baraja gerekli diğer altyapı ve eklentilerin yapımı da bir “plan”a bağlanmıştı. Karma bir kurulca yürütülecek olan bu “plan”ın 13 maddesinden biri, işte bu “Filtre İstasyonu”, günümüzdeki adlandırmasıyla “Su Süzgeci”ydi. Yapımına 1935’te başlanıp 1936’da bitirilecekti. Bitirilecekti ki, eşzamanlı olarak tamamlanan Çubuk Barajı’ndan Ankara’ya aktarılan içme suyunu arıtsın! Onun içindir ki, Cumhuriyetin ve Ankara’nın içme suyu işini çözüme bağlayan bu ilk barajımızı Çubuk-I’i yeniden canlandırırken, onun olmazsa olmazı Filtre İstasyonu’nu, Ankaralının söyleyişiyle Süzgeç’i de Başkentimize yeniden ve yeni bir bağlamda kazandırmak tarihe ve topluma karşı bir borç sayılmalıdır.

Her şey bir yana; ben Ankaralı bir yurttaş olarak, içtenlikle böyle düşünüyor ve değerli kurumunuza aynı içtenlikle öneriyorum.

Zamanın Başbakanı İsmet Paşa, Ankara’nın su gereksinmesini karşılamak için, 3 Kasım 1936’da açılışı yapılan Çubuk Barajı ve Filtre Tesisleri’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada,  “Bu eseri vücuda getirmek için çalışanların tümünü Türk Milleti su gibi aziz tanıyacaktır.” Demişti.

Süzgeç Su Müzesi
düşü-düşüncesi de Çubuk-I Barajı ile birlikte (uzmanları Süzgeç için, tasarlanan yeni işlevi yanında, gerçek işleviyle, bir arıtma kuruluşu olarak yedekte tutulabilir diyorlar) düşten gerçeğe ulaştığında, başta AŞTİ Genel Müdürlüğü olmak üzere, bu amaçla kurulacak imeceye emek verenlere bu toprağın söyleyecek sözü yine aynı olacaktır…
İlginiz için kent ve tarih adına teşekkürle (21 Mart 2011, Ankara).

(*) Aynı düşüncemi BŞB Ankara Dergisi’ne daha önce (03. 03. 2011) bir e-posta ile iletmiştim…
(**) “Filtre Tesisleri”, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin
Cumhuriyetin 25 Yılı, Bina Kimlikleri” adlı albüm çalışmasında kentsel-mimari miras listesi içinde tanıtılan tarihsel temel yapılar arasında yer alıyordu (Mayıs 2005, İkinci Baskı).
- “
Filtre Tesisleri” ya da Süzgeç Binası,  dünyaca ünlü fotoğraf sanatçımız, Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğrafçılık Ana Sanat Dalı Öğretim Üyesi, Sayın Çetin Ergand’ın panoramik fotoğraf tekniğiyle çekip hazırladığı “Bir Başkentin Oluşumu” adlı görkemli fotoğraf sergisinde de çok çarpıcı bir fotoğrafıyla izleyenleri büyülüyordu (Ocak-Şubat 2010). Goethe Institut ile işbirliğiyle hazırlanan ve albümü yapılacağı da bildirilen bu sergideki fotoğrafların tüm dünya fotoğraf çevrelerince bilinip izlendiğini de belirtmek gerek.  
- Ayrıca, bakınız: Dünya Su Günü (22 Mart) öncesinde bir haber:  “Tema Vakfı’ndan Su Kanunu çağrısı”, Hürriyet, 20 Mart 2011.

Ümit Sarıaslan/Süzgeç Su Müzesi:Bir Kent DüşüSu Süzgeci (Filtre İstasyonu).
A. Ü. Z. F. Arkası, 1935-1936. Proje: Hochtief Şirketi
Yeni kurulan ve nüfusu hızla artan başkentin su gereksinimini sağlamak, Cumhuriyet’in ilk (ve) önemli uğraşları arasında olmuş, bu amaçla Çubuk I Barajı ve Filtre İstasyonu’nun (Su Süzgeci) yapımına 1930’ların ilk yılları içinde karar verilmişti. 10 Haziran 1935 tarihinde temeli atılan yapı, 3 Kasım 1936’da barajla birlikte görkemli törenlerle hizmete açılmıştır.

Tesis için idari kısım, makinist ve amele evleri, ambar ve depo gibi gerekli yapılarla birlikte duvarlarla tariflenen kendi küçük alanı içinde yer alan Su Süzgeci, uzun yıllar Ankara’ya temiz suyun yanısıra sulama ve Gençlik Parkı havuzları için gerekli suyu sağlayarak hizmet etmiş, ancak bugün kullanım dışı kalmıştır.

Birbirine paralel uzanan üç bölümden oluşan ana binada, orta nef yanlardan daha yüksektir. Güneye bakan uzun kenar boyunca binaya daha alçak bir kütle bitişmiştir. Bu kütlede, çembersel uzantısıyla su tahlil laboratuarı, pompa ve makine dairesi ile elektrik santrali yer almaktadır. Diğer uzun kenarın doğu ucunda şap havuzlarının olduğu alçak ve kısa bir kütle daha vardır.

Ana binada ve tesisin diğer yapılarında 1930’lu yılların “kübik” sözcüğüyle tanımlanan modern mimarlık biçimlenmesi en tipik özellikleriyle izlenebilmektedir. Örneğin, kesin hatlı yalın geometrik biçimleriyle kütleler ince bordürlerle bitmektedir. Cepheler iri serpme sıva ile kaplıdır. Pencereler, alt ve üstten Ankara taşından bordürlerle birleştirilerek şerit pencere görünümü yaratılmak istenmiştir.

Süzgeç binasının ilginç iki kütle özelliğinden biri; yan kanadının, aynı yıllarda başka örnekleri görülen yarım silindirik biçimli bir uzantı ile bitmesi, diğeri; farklı yükseklikte dikey parçalardan oluşan gövdesiyle konstrüktivist bir dil sergileyen saat kulesidir.

Yapısal sistemi betonarme çerçeve olan, modern malzeme ve teknikle gerçekleştirilen ana binada suya çeşitli işlemlerin uygulandığı, özel yalıtımlı havuzlar ve gereçler yer almaktadır.

(*) Bina Kimlikleri, Ankara, Cumhuriyetin 25 Yılı. (TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, 2. Baskı, Hisar Ofset, Mayıs 2005).


Ümit Sarıaslan





















Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET