Tandoğan'da İbrahim Demirel'le

Tandoğan'da İbrahim Demirel'leTandoğan’da İbrahim Demirel’le…

10 Kasım’da, Atatürk’ün sonsuzluğa göçüşünün 75. Yılında Tandoğan’da idik. Güneş alana toplanaduran insanların dalına vuruyor, kadınlı erkekli, genç yaşlı, tanıdık tanımadık yüzler çiçekleri insandan örülü görkemli bir çelenk kuruyordu. Beşevler yönünden bizim olduğumuz yere doğru boynunda asılı fotoğraf makinesini sağ avucuna almış bir “yaşlanmaz” delikanlı da koşar adımlarla alana doğru geliyordu. Bizim İbrahim Demirel’di o adam. Kendisini tanıdığım ilk günden bu yana dilindeki dost sıcağını, yüzündeki gülümseme çiçeğini hiç eskitmeyen Demirel. Selamlaştık kucaklaştık. Onca yıl sonra insanın kendisiyle yeniden kucaklaşması gibi bir şeydi bu.
Kısa hal hatırdan sonra birlikte yaşadığımız ve baştan sona bir unutulmaz serüvene dönüşen o gezimize getirdi sözü. Belleğin kilerinde asılı duran o “fotoğraf”ı anımsattı, birlikte bekleştiğimiz arkadaşlara. 1979 yazında Demirci’den (Manisa) çağırmışlardı kendisini. 1. Orman ve Halı Emekçileri Şenliği etkinliklerini, dağ köyleri ve orman üreticilerinin dünyasını fotoğraflaması için. O sıra ikimiz de Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmeniz. Bana, haydi birlikte gidelim dedi. Ben dünden teşneyim öyle esinli, esintili bir geziye. Gün geldi, sabah erkenden bindik Demirel’in yine eski fotoğraflardan çıkma Vosvos’una, düştük yola. Bağrında yolaldığımız doğadan içimize doluşan binbir türlü ışığın ve yansının esrikleştirdiği ruhlarımızla, yolu yola ekleye ekleye…  Akşama doğru Kütahya Hisar’dan geçtik. Türkü ustası Hisarlı Ahmet’e selam verdik. Simav’da durduk. Yolculuk boyunca dere kenarlarında, otun yeşilin, taşın toprağın üstünde otura uzana erittiğimiz yolun burasında Vosvos’un içinde geceledik. Büyük Gediz depremini (1971) anımsadık, belleğimize kazılı fotoğraflardan yansıyan ürkü ve üzüncün tozaklandığı bir akşamda…

Sonra yine yollarda… Derken Ege’nin içlerinde, dağların kucağında uyuklayan o sessiz sedasız  kasabaya düştük sağ salim. İlk ağızda burası, bana bir tepeye tünemiş yaşlı ve yorgun kartal gibi göründü. Ya fotoğrafçı beklese fotoğraf beklemez. İbrahim, daha aracı ilk çektiği yol kıyısında “silahlarını” kuşanmaya durdu. İndik. Kerpiç, kargir karma yapıların, ahşap kaburgaları sayılır olmuş, cumbalı cumbasız evlerin eteğinden bir durup bir yürüyoruz.Tandoğan'da İbrahim Demirel'le/Ümit SarıaslanTandoğan'da İbrahim Demirel'le
İlçe Kaymakamı Sevgili Ramazan Urgancıoğlu’nu aradık. Geldik biz diye. Demirel habire deklanşöre basıp duruyor. Gittikçe ivmelenen devinimlerle, yürüyen bir fotoğrafa dönüşerek kendi de. Bir tür aşkınlık hali, eskil Ege’den kalma tapını törenlerinden bir kare... Doğadaki ışığın bakan gözdeki ışıkla buluşmasının dansı, ışık altında insanın insanla kavuşması, öyle candan öyle sade.
O kendinden geçmiş, fotoğrafı fotoğrafa ekleyedursun, geniş bahçesinde asılı yeni boyanmış halı ipliklerinin (ilme diyorlardı halı ipliklerine) buharının tüttüğü bir köşk eskisi evin önündeyiz. İbrahim (Demirel) esrikleşmiş iyice; öyle ritmik hareketlerle, öyle pozlar veriyor ki, fotoğraf makinesinin bakma penceresi (kadrajı) içine aldığı görüntüye kendi görüntüsünü de eklemek gerekiyor bu yüzden! Bunları düşünüyordum bahçesi yeni boyanmış halı ilmeleriyle dolu avlunun önünden ayrıldı ayrılacakken. Ama Tandoğan'da İbrahim Demirel'le/Ümit Sarıaslanayrılamayacaktık!

Bir kadın göründü önce. Kara çarşafları içinde elinde bir sepet ilmeyle.  Başladı buharı üstünde kıpkırmızı halı ilmelerini bahçede gerili iplere asmaya. Elmacık kemikleri fırlak, avurtları göçük, kavrulmuş bir yüzde iki derin göz kadın. Bir ara bir şey söyleyecekmiş gibi bize, İbrahim’e döndü yüzünü sonra yine işine… Tam o an, İbrahim belki de en güzel fotoğraflarından birini çekecekken cumbadan bir baş uzandı. Saçı sakalı birbirine karışmış ortayaşlı bir amca, bağırıyor pencereden: “Sizi gidi komünistler… sizi gidi…” diye başlayan bir bağırtı ki sormayın gitsin. Tam o karagösteriyle (!) eşzamanlı algılayacaktım bahçe duvarı Tandoğan'da İbrahim Demirel'leüzerindeki yazıyı: “İlme sömürüsüne son”… Şimdi anladım zavallı adamın niçin çırpındığını, o cayırtıyla birlikte peyda olan kadın kız, çoluk çocuğun ne anlama geldiğini… Üç iken beş oldular, beş iken on, derken bir taşlı sopalı küçük ordu üzerimize!.. Adam kasabanın ünlü tefecilerinden, halı hammaddesi tüccarlarındanmış öğrenecektik sonra. Yarasına objektif çevirmişiz belli ki adamın…
İbrahim’e sen koş, kaç sen önden dedim. Makineleri, içlerinde yüklü onca “kare”yle… Polis Karakoluna düştük sonunda kazasız belasız! Çay may derken Ramazan Bey’e (Kaymakam) haber verildi, geldi hemencecik sağ olsun. O yüzünden hiç eksik etmediği kanatlı gülüşüyle sanki hiçbir şey olmamış gibi bir sarılışı, kucaklayışı vardı ki anlatılmaz yaşanır ancak… Daha önce Amasya Taşova’da kaymakamlık yapmış. Taşova’nın tütünü, ladini, çınarı dediği için yeri “değiştirilmiş” bir yönetici. “Taşova” deyince, Enver Gökçe’nin kulaklarını çınlattık birlikte…

Ama işe bakın, o günün gecesi ve ertesi gün katılacağımız yayla şenliğinde, halı üreticileri, orman köylüsü emekçilerle birlikte yaşanacak destansı şölen bize bir gün önce yaşadığımız o yarıkaranlık (flu) fotoğraf karesini unutturacaktı. Anadolu bu… Anadolu insanı bu… Gece Demirci Öğretmen Okulu’nun yatakhanesinde konukladık. Ankara’ya döner dönmez yazdım başımıza gelenleri, başımızdan geçenleri... Abdi İpekçi Röportaj Yarışması vardı o yıl. Oraya gönderdim. Ödül verdiler bu serüvenin öyküsüne. Demirel’in Tandoğan’da telaş ve tedirginlik içinde, ama sevinç ve özlemle giyinik bir dille anlattıklarının ayrıntıları o gezi yazısında saklıdır.
Andığımız geziden derlediği fotoğraflar da elbet kendi kilerinde... Emektar makinesiyle bir o yana bir bu yana koştururken, ondan habersiz benim çektiğim kimi “siyah-beyaz”ı koyduğum yerde bulabilirsem eğer bu yazıya bir iki tanesini ekleyeceğim. Hiç değilse Demirel’in atlı köylülerin fotoğrafını çektiği anı. Bir de kağnıyla ciplerin yan yana gittiği Demirci yollarını…  İbrahim, şenlik açılışında Kaymakam’ın köylülere yaptığı konuşmayı dinlerken, çok yerinde bir tanımlamayla “Bir günde dört mevsim yaşadık” demişti. Haksız sayılmazdı…Yarım yüzyıldır fotoğraf makinesini elinden düşürmeyen, Ankara’nın adında adını bulmuş fotoğraf sanatçısı ve eğitimci İbrahim Demirel’e, ortak dostumuz Demirci Kaymakamı (sonra Ankara Vali Yardımcısı olacaktı) Ramazan Urgancıoğlu’na en içten sevgi ve selamlar…
10/24 Kasım 2013 Ankara.

Ümit Sarıaslan






Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET