Topraktan suya; Süzgeç’ten Ziraat’in deneme tarlasına

her gün bir yerinden yırtılan fotoğrafıyla kentimiz ve kendimiz:

Önce basında, sonra Büyükşehir Belediyesi Yayın Organı “Büyükşehir Ankara”da gördüm haberi (Sayı: 38, 16-23 Temmuz 2013). Büyükşehir Belediye Başkanı, Keçiören eteğinden kalkıp, A.Ü. Ziraat Fakültesi’nin kalan arazisinin (deneme tarlaları) canına okuyup ASKİ (Süzgeç) de, mevcut yola katılacak yeni bir “bulvar” yapacakmış. 1 Gerekçesiyse, “Sanatoryum Caddesindeki sıkışıklığı gidermek…” Bunun için “Ziraat Fakültesi’nin hemen içinden, Gümüşdere Mahallesi’nin arasından yeni bir bulvar açıp caddeye bağlamayı hedeflediklerini söyleyen Başkan Gökçek, Sanatoryum’dan aşağıya inişlerin de kolaylaşacağını dile getirmiş.” (a.g.d.). Sonra halen işleyen Fatih Köprüsü de üzerindeki trafiği kaldıramıyormuş. Gazeteden öğreniyoruz: Başkan, “Bilindiği gibi Keçiören’imizin merkeze doğru en önemli yolu Fatih Köprüsü. Burası oldukça sıkıntılı... Biz buna alternatif olarak Gümüşdere Mahallesi’nden geçen Selçuklu Caddesi’ni Ziraat Fakültesi içinden geçirerek, ASKİ’nin eski Süzgeç dediğimiz bölgesine bağlamayı düşünüyoruz.” Demiş. (Cumhuriyet Ankara Eki, 17 Temmuz 2013). Yanyana iki köprü, “bulvar” ya da geçit!.. Nasıl olsa arazi ve yapım giderleri Maraba Memed'ağa fonundan... Hani Şehr-i Sitanbul'a bir köprü yetmez ikincisi, ikincisi yetmez üçüncüsü makamından bildik türkü.

O ilk üstgeçit ya da ucube köprüye Fakülte ve toprağının üzerinden geçirilmek pahasına, zamanında izin verenler ve köprünün yapımında dahli bulunun tüm teknik siyasi kadro şimdi nerdedirler bilemem! Ya Üniversite ve Fakültesi?.. Onlar da birincisinden kaynaklanan onca sorun ve çirkinlikle yüzleşmeden daha, ikincisini karşılarında görünce ne yapacaklar onu da...

Ancak, birileri dediğim dedik çaldığım düdük kentçiliğini sürdürüyorlar. Kamu demek, kamuya hizmet etmek salt araba saltanatı ya da yürüyen teneke faşizminin yollarını açmak mıdır yalnızca! Dahası yol açtığı açacağı onca yan tehdit tasallut ve zulme (gürültü ve hava kirliliğine) karşın... Kent trafiği demek yalnızca o trafikte arzı endam edenlerin gaza basmalarını sağlama alma işi midir? Bu kafaya ve uygulayıcılarına sormak gerekmiyor mu?.. Heidelberg Üniversitesi'nin cenneti içinden, Zürich Teknik Enstitüsü'nün bahçesi üzerinden üstgeçit ya da köprü geçirebilir misiniz diye…

Bu nasıl bir kentçilik ve kent yönetimidir ki, hiçbir hatadan, örneğimizde Altınsoy döneminde (yanılmıyorsam) yapılan köprüden ders alınmadan ha babam yeni hatalar yapmaya devam edilir böyle. Fatih Köprüsü trafiği çekmiyorsa, “Sanatoryum Caddesi sıkışıksa” bu ikinci köprü “bulvar” ya da geçit mevcut trafiği cehenneme dönüştürmekten, sayın sürücüleri bir köprülük rahatlık (!) ardından eskisinden yoğun bir trafik keşmekeşi içine tıkmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sonra niçin Keçiören Metrosu’nun bir an önce çalışması sağlanarak, raylı ulaşımın kent trafiğine sağlayacağı katkının gözden geçirilmesi beklenmeden bu acelecilik? Giderayak dünya kentçilik tarihine katkı olsun diye mi?!..

Ha ben yol yapımcısı, köprü mühendisi değilim, kent plancısı da. Ya kente hizmet diye kentin bağrına çakılagiden kamaların neye hizmet ettiğini ya da etmediğini görecek kadar aklım ve gözüm var şükür. Görünen köprü kılavuz istemez! Aynı yolun altında on yıldır çürümeye terkedilen Keçiören Metrosu’nu Bakanlığa devirden sonra eli boş kaldı birilerinin belli ki, yeni bir kentçilik harikası için atak başlatıyorlar dolayısıyla. Yukarda sordum, yıllardır yazgısına bırakılmış o raylı sistemin işler hale gelmesini beklemek, kent trafiğine getireceği katkıları izleyerek yeni durum değerlendirmeleri yapmak yerine, bu acul girişim neyin nesidir? Cumhuriyet kadar kıymetli, onun kadar korunması gerekli bir eğitim kurumunun zaten yumuşak karnından hançerlenmiş toprağına yeni bir kama sokmak, orasını bir araç cehennemine çevirmek neye ve kime hizmet edecektir?.. Samsun'a, Aydınlıkevler'e açılan yolların, altyapı ve geçitlerin Fakülte toprağına, kentsel kültürel mirasa verdiği zarar ve yük, dahası çirkinlik ve tehdit yetmezmiş gibi şimdi yeni bir canavarla aynı kurumun üzerine abanmak şehircilik midir?.. Şehir demek salt araba demek midir?.. Doğan Hasol, yeniden anımsattı: Başbakan Erdoğan 1995’te Belediye Başkanı iken “İstanbul’a girişte vize uygulanmasını ve otomobil sayısının dondurulmasını önermişti. Bu önerisini 2007’de başbakanlığı sırasında yeniden anımsatmıştı.” Hasol’un değerlendirmesiyle önerilen çözüm ha deyince yaşama geçirilebilecek bir yol olmasa da, “teşhis doğruydu.” Peki o günün İstanbul’u için yapılan bu değerlendirmeden bugünün Ankarası için çıkarılacak dersler yok mudur?..



Gezi, orada dursun! AOÇ'de yürütülegiden talan ve barbarca betonlaştırma, acaba bu ve benzeri altyapılarla tahkim edilmek mi isteniyor! Tarihini tam anımsayamıyorum, Ankara Kayaş (ve Sincan) arası demiryolu bandında bir "gürültü haritası çıkarma" girişimi ardından bu kentiçi demiryolu ulaşıma kapanmıştı. Hâlâ kapalıdır! 2 Kapalıdır da, yine yanlış bilmiyorsam, eşzamanlı olarak AOÇ'ye açılan yollar üzerinden yeni otobanlar, yeni altüst geçitler yapmak operasyonu da başlatılmıştı. Acaba diyorum, bütün bu karayolu altyapılı yeni şato-kentler kurma tasarım ve uygulamasının ajandasında kayıtlı bir proje mi uygulanıyor adım adım!
Çünkü son çözümlemede bütün bu ve benzeri uygulamalar, tren (raylı sistem) orada nal toplarken karayolu üzerinden yeni ve muhkem kent adacıkları kurmak ve kurgulamak doymazlığının doyumsuzluğunun parçaları gibi görünüyorlar. Kolu kanadı budanmak, kent kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılmak için seferber olunan Meslek Odaları, işin muhatabı Üniversite (Ziraat Fakültesi), kent girişimleri, diğer üniversitelerin ilgili bölümleri, her kat ve kesimden kentlilik bilinci ve sorumluluğuyla davranan kamu görevlileri vd. birinci köprü ayıbına yeni bir ayıp eklemek suçuna ortak olmamalıdırlar.

Salt suça ortak olmamak değil, yapılması tasarlanan bu işin kentin tarihsel ve güncel aynadaki fotoğrafını daha da kanatmaması için kent kamuoyu (kentli insan) duyarlı olmaya çağrılmalıdır.3 Bu işin ardına düşecekler de aynı doğrultuda kurup kotaracakları gerekçeli tezlerinin ardında durmalıdırlar.

Bütün bunlar içinse Ankara (kent) basını başta, memleketini, toprağını ve tarihini sevip sayan kişi ve kurumlarca başlatılacak kamusal bir itirazla altımızı üstümüzü karayolu faşizmine teslim eden uygulamaların önüne geçilmelidir. Tüm dünyada yapılageldiği gibi, artık kentin kimi merkezlerinde araba seyreltilmesine başlamak da bu işin içindedir!

Bu iş ve eylem ise ilk yerel seçimlerde, her türlü siyasi hizip ve sen ben çekişmesini bir yana bırakarak, ne edip edip Cumhuriyet Ankarası'na yakışır yaraşır bir yerel yönetim erki oluşturmak için seferber olmayı gerektirmektedir. Kentsel ve kültürel mirasıyla, ağacı, taşı toprağı havası ve suyuyla bu kent hepimizin, bunu unutmamalıyız. Onun içindir ki bugünden tezi yok, ilk yerel seçimlerde bu yöndeki bir kamuoyu silkinişini (itirazını) sandığa taşıyacak doğru kültürel politik öncü tesisi zorunluluğu vardır…

Ramazan'dayız, arif olan anlar. Anlayana sivrisinek saz, anlamaya davul zurna az!..

Son ve trajik bir not: 1 numaralı notta sanki bu kara proje kapsamında başına geleceği sezmiş gibi, Süzgeç ve geleceği için kaygılandığımızı belirtmiştik. Bugün haberi geldi (6 Ağustos 2013, 15.30). Yıkmaya başlamışlar o tarihsel yapıyı! E! Peki bana Aski’den gelen ve “Evet, orasını Müze yapacağız. Müze yapılma kararı çıktı. Uygulamada sizden de yardım isteyebiliriz.” Yollu yazı neyin nesiydi?.. Cumhuriyet Ankarası’nın bu ilk su arıtma tesisinin üstüne de bir bardak soğuk su mu içeceğiz şimdi? Helal osun, dediğim dedik çaldığım düdük diyen kent ve kent kültürü katledicilerine… Sonra Mimarlar Odası’nı aradım. Süzgeç sararmaya yazgılı bir gazete haberidir artık! (Cum. Ank. Eki, 7 Ağustos 2013, Ankara)


1 Bir de SÜZGEÇ konusu vardır. Bekler durur yıllardır orada öylece. ASKİ’ye bağlı bu tarihsel-teknik mirasın, Cumhuriyet’in ilk su arıtma tesisinin korunması kollanması konusu bu “proje”de nereye oturtulacak? O kentsel-kültürel teknik mirasın müze yapılması için başlattığımız girişim ve yazışmalar bir kitap doldurur. Kaldı ki en son ASKİ’den bize gelen bir yazıya göre SÜZGEÇ’in müze yapılması karar altına alınmış durumdadır. Şimdi bu biricik (unique) tarihsel miras iki bulvar, bir üstgeçit ve altında metro ile yaşama şansı bulabilecek midir?!..

2 Ben bu mektubu yazdığımda Kayaş-Sincan arası kentiçi (banliyö) trenleri 2 yıldır kapalıydı. Bu kentiçi demiryolu 29 Temmuz 2013 sabahından başlayarak yeniden çalışmaya başladı. Şükür olsun, serçelerin sabah şarkısına trenlerin türkülü tıkırtısı da eklendi.

3 Büyükşehir Ankara’daki (Sayı. 438) konuyla ilgili aynı haberden öğrendiğimize göre Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek, yine Keçiören karayolu güzergâhında yapılmasını tasarladıkları kimi değişiklikler için bir “anket” yaptırmış. Bu kapsamda, Başkan Gökçek Keçiörenlilere iki caddenin tek yön yapılıp yapılmamasını isteyip istemediklerini öğrenmek için semt sakinlerine sormuş. Hem de Fatih Stadyumu’nda. Stadyumdaki 6 bin kişinin çoğunluğunun “el kaldırması” üzerine de, “Bu konuda hemen faaliyete geçip bunu halledeceğiz.” Demiş. Peki ya Ziraat’in bağrından geçireceğini söylediği “bulvar” için kimseye sormuş mu acaba?..

Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET