O'Henry

O'Henry /Lale AtamanYaşamak ile Unutulmak
Bir yılın daha sonuna geldik ( ne klişe bir cümle tanrım ), her yılsonu olduğu gibi başladık mı geçen günlerde neler yaptık neler yapmadık, yapamadık hesabına… Aslında anlamsız, yorucu, neden kendimizi üzüyoruz ki.  Üzüyoruz çünkü çoğunlukla olumsuz günlere odaklanıyoruz, neden bilmem, vardır bir sürü psikolojik açıklaması, hadi iyileri seçelim hatırlamak ve devam ettirmek için.

Bu yılın son toplantısında okuma grubumla O’Henry öyküleri okuduk, Noel öyküleri anlattık birbirimize, Noel babanın, çam ağacının geçmişini didik didik ettik, kendi yılbaşı gecesi anılarımızı tazeledik, hayat işte dedik, cennet ve cehennem iç içe.

HerkesO’Henry öykülerini bilir, filmlerde, dizilerde, birçok yazıda, tiyatro oyunlarında bu öykülerden esinlenmelere öyle çok rastlarız ki. Babamın kütüphanesindeki kitap 1954 basımı, şimdi bende, çıkarıp bu ben doğmadan çok önce basılmış kitabı elime aldım yavaşça. Eski kitap kokusunu gülümseyerek içime çektim, saman sarısı sayfalarını çevirdim, ezbere bildiğim öyküler arasında babamla gülerek dolaştım. Unuttuğum bir tanesini yeniden okudum, adı ‘’Kaktüs’’ . Bir adam ve bir kadın karşılaşırlar, birbirlerini severler, bir gün adam ezberlediği birkaç romantik İspanyolca sözcük kullanır, kadın  ‘’İspanyolca biliyor musun?’’ diye sorar, adam hayır demeye utanır, kendini daha bilgili, daha donanımlı, üstün gösterme adına evet biliyorum der. Ogecenin sonunda sevdiği bu kadına evlenme teklif eder, kadın düşO'Henry /Lale Atamanüneceğini ve yarın yanıt vereceğini söyler. Ertesi gün adam evde otururken kapısı çalar, çiçekçi daha önce hiç görmediği hayli ilginç bir kaktüs uzatır, sevdiği kadın göndermiştir, kaktüsün yanında uzun uzun bilgi içeren bir tanıtıcı broşür vardır ama İspanyolcadır. Gün boyu bekler adam, kadından evlenme teklifine bir yanıt gelmez, ertesi gün ve daha sonraki günlerde de kadın aramaz, adam kahrolur. On gün kadar sonra bir kokteylde karşılaşırlar, kadın son derece üzgün başını çevirip gider, adam çok kötüdür, arkadaşı yalnız bırakmaz, birlikte eve dönerler. Adam mutfakta içki koyarken arkadaşı kaktüsü fark eder, bu ender bulunan bir cins neren buldun der, adam üzgün bakışlara kadının gönderdiğini söyler, adını biliyor musun bak burada yazıyor der, hayır İspanyolca bilmiyorum ki, ben tercüme edeyim o halde ‘’ GEL BENİ AL’’

O’Henry böyle bir yazar işte, Son Yaprak öyküsünü hepimiz biliriz, eski Türk filmlerinin kült konusudur, -Bir Noel Hediyesi- de öyle, kızın sevdiği adama hediye almak için sırma saçlarını kestirip satması, adamın tarak alması yine birçok filmde, skeçte işlenmiştir ama acı olan bir tek kişide çıkıp O’Henry den esinlendim dememiştir, birebir kullansalar bile yazarın adı anılmamıştır hiç.

Bu güne kadar sayısız yazar araştırdım, onlarca bilgiye, belgeye ulaştım ama nedense O’Henry söz konusu olunca birkaç paragraftan fazla bilgiye ulaşamadım, üzüldüm. Bu denli yaşamımızın içinde olan,kitabı hala basılan, hala öyküleri kaynak belirtilmeden de olsa kullanılan, okunan bir yazar ve hakkında birkaç cümle. Oysa Amerikalı yazarlar hakkında diğerlerine göre daha fazla kaynak bulunur, nedense yazdıklarına bu kadar sahip çıkılan bir yazarın kendisine sahip çıkılmamış. Unutulmuş ama yaşıyor.

Hayat garip bir serüven gerçekten, ciddiye almak ile almamak arasında, sınırda yaşamak gerekiyor galiba. Dengeyi sağlamalı, her şeyde, heryerde o dengeyi sağlamalı, yapabiliyor muyuz bilemiyorum ama dengeyi bozduğumuz anı fark edersek, kendimizi en kısa zamanda en az zararla kurtarırız. Herkesin acıları var, herkesin yaraları var, taze, kanayan, iyileşmiş ama yerinde kocaman izler kalan… Yüreğimizin bir köşesinde özenle sakladığımız yaralar, bir türlü iyileşmesine izin vermediğimiz yaralar, kabuk tutunca tutup koparıp yeniden kanattığımız yaralar… Vazgeçmeli, yaralara sığınmaktan, onlarla benlik bulmaktan vazgeçmeli, bende bunları yaşadım, seninkilerden daha zordu demekten vazgeçmeli, yara izlerimizi birer madalyon gibi taşımaktan vazgeçmeli, varlar evet ama onlara odaklanmaktan vazgeçmeli…

Bir çam ağacı hazırladım bu yıl, çam ağacı var olduğundan beri sihirli, kutsal bilinir, kış geldiğinde bütün ağaçlar yapraklarını dökerken çam ağacı vakurla yemyeşil durmaya devam eder. Günler hızla kısalır, ışık azalır ama o başının üstünde yıldızlı gökyüzü ile durur. Sonra 21. Aralık gecesi gelir, ışık artık karanlığın yükselişine dur der, evrene seslenir ben varım, ben geliyorum, karanlığın hükmü bitmiştir. İnsanlar ışığın gelişini, uzun uzun kendileriyle oluşunu kutlar çam ağaçlarıyla birlikte, ateşler yakılır, şenlikler kurulur aydınlık karşılanır.

Bir çam ağacı hazırladım bu yıl, başımda yıldızlarla, hayatımın ışığı için. Hadi şimdi, hemen ışıklı bir sesle sevdiğimiz insanlara, çiçeklere, eşyalara hatta penceremizin kenarındaki güvercinlere kumrulara, bu gri Ankara gökyüzüne dahi, seni seviyorum diyelim. Hadi, hemen, şimdi :
‘’ seni seviyorum. ’’

Lale Ataman

30.Aralık.2013






Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET