Gezi Ruhuyla Volga Nehrinde Bir Teknede

Ben yaşarken koptu tufan
Ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
Her şeyi gördüm içim rahat…
İsmet Özel
Yüreğim Gezi Parkında kaldı, parka girip gençlerle sohbet edince ‘’buldum’’ kendimi, dirildim, kaybolmuş muydum?  Belki…

Gençler bilgili, görgülü, öz güvenli, saygılı. Her dilde röportaj veriyorlar TV kanallarına, sınırsız bir yardımlaşma…

‘Tam da inancımı yitirmişken,’ diyorum, ‘siz çıktınız karşıma, kalan ömrüm sizin olsun sakın vazgeçmeyin.’ Biz, diyorlar direnişimize örnek alıyoruz siz 80 kuşağını, güç alıyoruz sizden. Böylede nazikler. Parktan çıktıktan 15 dk sonra başlıyor tufan, asla unutamayacağımız bir gece yaşıyoruz hepimiz…

Hayatımızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık. Ne yazabiliyorum, ne resim yapabiliyorum, sadece gezi var hayatımda. Yaşam amacım olmuş o çocuklar, Kuğulu parktayım her akşam, türküler söylüyoruz hep bir ağızdan, gelecek güzel günlere dair.

Ama bir yandan aylar önceden planlanmış bir yol var beni bekleyen, gitmeliyim, gençlerimizi dostlarıma emanet ederek.


Kitaplarımı, fotoğraf makinamı, tüm sevdiklerimi yanıma alıp Volga Nehrinde bir tekneye biniyorum. Başımın üstünde tavan olmaması ne şahane bir duyguymuş meğer, bütün gün ve neredeyse bütün gece güvertede yeşil sular ve yeşil kıyılarla baş başayım, güneş, kocaman bulutlar, sessizlik, mavi, sarı, turuncu, prusya mavisi, grimsi gökyüzü başımın üstünde dans ediyor, martılar yanı başımda.

St Petersburg güzel bir şehir, sevdim, soğuğu pek sevmesem de bu şehri kışın görmeliyim. Saat 23.00’de  şehrin gecesi başlıyor, herkes sokaklarda, nehir kıyısında, teknelerle nehirde, saat 24.00 olacak ve köprüler açılacak, müthiş bir tören ve eğlence. Evet biz saat 24 derdik, şimdi saat 00.00 diyorlar, sıfır olunca zaman durmuş oluyor, yani bir saniyeliğine bile olsa zaman duruyor. Oysa saat 24’ler ne romantikti, şiirler bile vardır saatin 24’lerine…

"Saat 24.00
Getir dudaklarının yorganını
Beni boğarcasına ört…’’

Saat 00.00 olunca gitti bütün romantizm işte.
Dönelim Petersburg gecesine, ilk köprü açılmaya başlayınca şampanyalar patlatılıyor, alkışlar, şarkılar, sarılmalar, öpüşmeler eşliğinde ikinci köprüye doğru yürüyüş başlıyor, bu sabaha kadar böyle devam ediyor, biz teknemize dönüyoruz, beyaz bir gecenin eşliğinde, güneşin doğuşunu izleyip yatıyoruz.

Volga-Baltık suyolu üstündeki su asansörleri bir başka tören, gemimiz ortalama 17m yüksekliğindeki duvarların arasına giriyor, kocaman kapılar kapanıyor, sular dolmaya başlıyor, yavaş yavaş yükseliyoruz, 15 dk kadar sürüyor bu durum, sonra kapılar açılıyor ve nehirde yolculuğumuza devam ediyoruz, ‘’Türklerin Ergenekon’dan çıkışı gibi’’ diyor bir arkadaşımız, yazarken anlamsız oldu farkındayım, yaşamak gerekiyor.
Nehir kenarındaki Rus köylerine bayıldım ama hep içimde bir hüzünle… Kışın yaşam koşulları çok zor, köy evlerini gezerken bunu daha iyi görüyorsunuz, uzun kışlar tahminimin ötesinde zor geçiyor olmalı, bir kez daha dünyanın en güzel ülkesinde yaşadığım için şükrediyorum.

Karelya ülkesine indiğimizde ışığına hayran kalıyorum ve hiç çivi kullanılmadan yapılmış ahşap, soğan kubbeli kiliseye. Dünya kültür mirasında olan bu yapı masalın birinden yanlışlıkla oraya konmuş gibi, aramış bulamamışlar da, unutulmuş kalmış sanki…


Bir hafta Volga nehrinde bu güzelim masalın içinde yaşadık, sonrasında Moskova’da gemiden inince yaşadığım büyük şoku tahmin edersiniz. Kremlin’i, Kızıl Meydan’ı hızlıca geziyoruz, meydanları gördükçe çok kıskanıyorum neden benim ülkemde böyle meydanlar yok.

Moskova metrosu gerçekten çok güzel, giriş katında büyük bronz heykeller karşılıyor bizi, uğurlu köpek heykelinin burnuna dokunup dileklerimiz diledikten sonra, vitray, mozaik, pastel, sırlı seramik ve beyaz Rusya katlarına iniyoruz, hızlı, gürültülü ve hayranlık dolu bir tur metro turu, rehberimiz Serhad beyi kutlamalıyım, gördüğüm en hızlı metroda 47 kişiyi kaybetmeden dolaştırdığı için, gemideki son derece ilginç tarih dersleri için,  gemiyi korsanlar bastığında en esprili kişi olduğu için, bizlerle kurduğu saygılı, mesafesini koruyan, samimi ilişki için.

Ve tabi bizler için gezinin en duygulu anları Nazım’ın mezarı başında geçti, onu vatanında olmadığı halde mutlu görmek, etrafında kalabalık dostlarıyla görmek içimi rahatlattı. En çok ziyaret edilen mezarmış onunki ve hep taze çiçekler olurmuş başucunda, rahat uyu diyerek gemide hazırladığımız pankartı bırakıyoruz mezarına ‘
’Sevgili Nazım, memleketinde insanlar direniyor’’

Lale Ataman
21.Temmuz.2013


Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET