Denge, Uyum, Sevgi Üzerine

Son iki ay yaşadıklarım roman olur diye başlıyorum yazıma, ‘’tanrım hayatım çok tekdüze, biraz aksiyon lütfen’’ dedim ve kendimi yollarda buldum, bu kez gezi amaçlı değil, annemin hastalığı nedeniyle o bir türlü sevemediğim, küstüğüm, bana ne sunarsa sunsun barışamadığım şehre İskenderun’a doğru güzelim Toroslardan geçtim. Gün doğumunu Torosların karlı tepeleri üzerinden izlemek ne muhteşemmiş.  Çok şükür annem gayet iyi, her şerde bir hayır vardır dedikleri doğruymuş, uzun yıllar sonra üç kardeş, kuzenler, çocukluk arkadaşları, gri deniz, narenciye bahçeleri, sahilde yenen ciğer kebaplar, nefis künefeler, ılık Akdeniz kışı bir aradayız.  Önce en zoru paylaşıyoruz, ardından en güzeli. Sevgi sunmak, sevgi almak, sevgide kalmak işte hayat bu.

İstanbul’da yoga eğitmeni olan kardeşimi yakalamışken ve hoş olmayan bir durum için, sevmediğimiz bir şehirde buluşmuşken doğal olarak konumuz uyum oldu. Neye uyum, hayata, olumluya, olumsuza, ama asıl sevgiye uyum. Akışta olmak, bir su misali yaşamak, yumuşak, akıcı olmak. Bütün bunlar’’ eh ne yapalım kaderim buymuş ‘’demek değil, mücadeleyi bırakmak, teslim olmak değil, ne peki?  Yıllarımı insan psikolojisini incelemeye vermiş, yaşam koçluğu eğitimleri almış, Ferud’dan, Carl Rogers’sa kadar bütün ekolleri incelemiş ben bile zaman zaman bocalıyorsam…

Akışta olmak bir nehir olmakla aynı, akarken koca bir kaya çıkar karşımıza etrafından dolanır akamaya devam ederiz, kayaya çarpa çarpa kafamızı, gözümüzü yarmayız, önemli olan insanca yaşamaya devam etmek, kendimize her daim bir yol açmaktır. Kolay mı, ilk zamanlarda belki zorlanabiliriz, sonra tıpkı nefes almak, adım atmak gibi doğallaşır hayat yolunda akıp gitmek, kendimizi hırpalamadan, takılıp kalmadan.

Uyum, yine kendimizi hırpalamadan, kırıp incitmeden içinde bulunduğumuz durumdan zarar görmeden ve zarar vermeden sıyrılabilmektir. İnsan tüm bunları yapabilecek donanıma sahip. Bu gri denizden bile zevk almanın yollarını buluyoruz. Bize bunu kim sağlıyor? Kendimiz. İnsan olarak gücümüzü hayal bile edemiyoruz bazen, neler yapabileceğimizin farkında olmalıyız önce. Sakın uyumu teslim olmakla karıştırmayın, ‘’aman tamam senin dediğin gibi olsun’’ demek değildir uyum, bu cümle sizi o an bir çatışmadan kurtarabilir belki, ama kendimizi üzmüş oluruz, karşıdakine kızmış oluruz. Uyumdan amaç bu olumsuz duyguları yaşamadan içinde bulunduğun durumu düzenlemektir. Asla saldırmak değil, savunmaya geçmek, yumruklarımızı hazırlamak değil, hiç kimseye zarar vermeden çıkış yolları bulmak önemli olan, kendimize saygımızı yitirmeden, sevgimizi koruyarak, Akdeniz’in kış güneşi gibi, yakmadan, usul usul ısıtırcasına. Başarabilirsiniz. Spiritüel konularda başarı içselleştirmekten geçer, bilgi beynimizden yüreğimize inmedikçe yıllarınızı verseniz başarıya yaklaşamazsınız, her şey yürekte olup biter.

Akdeniz kışın o kadar güzel ki, benim gibi sıcağa tahammül edemiyorsanız, bu aylarda gidin güneye, mutlaka portakal bahçelerini ziyaret edin, ağaçtan kopardığınız meyveyi dişleyin ve şükredin, o kokuya, lezzete, o turuncu mehtaplarla bezenmiş ağaca, mis gibi kokan toprağa, hayata şükredin. Dünyanın en güzel ülkesinde yaşadığımız için ne çok şanslı olduğumuzu fark edin ve mutlu olmak için yol kenarındaki o bahçeden, sağlıkla yediğiniz bir meyvenin yettiğini fark edin. Sevin kendinizi.

Bahçesinden bir portakal yediğiniz için, sahibine bir güzel gülümseyin evrendeki alma-verme dengesini korumak için. En çok yanlış anlaşılan kavram bu işte, alma -verme dengesi. Sana bilgi verdim bunun karşılığı 10 lira, sana bir mandalina verdim karşılığı 2 lira ver bakalım, alma- verme dengem bozulmasın, sana bir çay ikram ettim, sende bana pasta ver…

Yok böyle bir şey, buna alma- verme dengesi değil, üç kuruşun hesabını yapmak denir, kısasa kısas denir, hatta bizim toplumumuzda ayıp denir.

Bahçesinden meyve yediğiniz bir Akdenizli, sizden kesinlikle para almaz, ee bozuldu mu adamın evrensel dengesi, tabi ki hayır, siz teklif ettiğiniz parayı almayan bahçe sahibine gülümsersiniz, teşekkür edersiniz, minnet duyar ve sevgi sunarsınız, bu yeterince bir karşılıktır aldığınız meyve için.

Arkadaşınız uzmanı olduğunuz konuda sizden bilgi aldı, ne yapacağız, ‘’bilgi verdim sana karşılığı 20 lira’’ mı diyeceğiz, tabi ki hayır, ‘’bir kahveyi hak ettik hadi yap da içelim bir güzel’’ dersiniz bu sizin alma verme dengenizi korur. Okuması için kütüphanenizdeki bir kitabı ödünç verirsiniz, okuyan kişi kitabın içine şık bir ayraç koyarak iade eder, alma-verme dengenizi korursunuz. Sıcak aydınlık bir gülümseme, verdiğiniz herhangi bir şeyin en güzel karşılığıdır. Sevgide kalmayı sürdürün, her şeyin karşılığının maddi olacağı yanılgısına sakın düşmeyin. Her yaptığının, her verdiğinin, her sunduğunun karşılığını evrensel alma-verme dengemi korumalıyım diyerek maddi olarak talep edenler, sevgisizliğe, yalnızlığa mahkumlardır, belki düşünüp işin içinden çıkamıyorlardır, her türlü dengemi koruyorum ama neden hala istediğim şeylere sahip değilim diye.

Bu yazıda kendimi öğretmen gibi hissettim, umarım sevgili okuyanlarım sıkılmamıştır, hepimiz için küçük ama çok değerli bilgiler bunlar, hayattaki tek değerli şey sağlıktır, en değerli demiyorum, tek değerli diyorum, tek değer de sevgi. Sevgilerimi sunuyorum bu satırları okuyan herkese.

Sevgi demişken 14.Şubat’ta dünya kadınlarıyla birlikte sokaklarda dans ediyoruz unutmayın, ben Yüksel caddesinde ODTÜ’ nün organizasyonunu yaptığı dans gurubunda olacağım beklerim hepinizi.

Akün ve Şinasi sahnelerinin korunması için yapılan her harekette bir sanatçı olarak, bir izleyici olarak hazırım, sizin de duyarlı olacağınıza inanıyorum, kurtarabilir miyiz bilemiyorum ama bir şeyler yaptık deriz en azından. Teselli mi bu? Tabi ki hayır.

Perşembe veya Cuma geceleri CSO’dayız,  hafta arası galerilerdeki sergileri geziyoruz,  bu ay Gogol öyküleri okuyoruz, Gogol okudum diyenlere Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği’ni öneriyorum ve sigara içenler yüzünden güzelim salaş Sardunya Cafenin etrafının naylonlarla kapatılıp simit cafeye dönüştürülmesini üzülerek kınıyorum.

Son sözü Vehbi Koç’tan seçtim. Kaledeki Rahmi Koç müzesinde o ilk bakkal dükkanını görürsünüz, dükkanın duvarında Vehbi Koç’un tasarrufla ilgili güzel sözlerinin yazılı olduğu bir çerçeve vardır, sonunda  ‘’ eğer konforunuz söz konusuysa harcamaktan çekinmeyin’’ der, yani kendinize değer verin, sevin der. Maddi konularda cimri olan insan, duygularında da cimridir, sevemez ve verdiğiniz sevgiyi alamaz unutmayın, hep sevgide kalın, başınızdan aşağı sevgi yağsın dostlarım.

Lale Ataman
7.Şubat.2013
Ankara

Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET