Selam Sonbahar

Ankara’nın sonbaharını çok severim, tatlı serin günler, ürperten, sırtınıza şal almak zorunda bırakan geceler, mevsime özgü çiçekler, patır patır kafanıza düşen atkestaneleri ne güzeldir. Ben bu yazıyı yazmaya oturduğumda da yumuşacık bir yağmur başladı, bahçeden içeri geçtim, çayımı, içi kremalı pastamı yanıma alıp yumuşak sıcak koltuğa yerleştim.
Geçen hafta yazı sonbahara bağlayan en güzel günde, Ankaralı Gezginler grubumla Güdül’e kaya resimlerini görmeye gittik, hayatımda en çok etkilendiğim gezi diyebilirim. M.Ö 3000 de bir Türk kayaları düzeltip, üstüne resimler yapıyor ve ben onlara dokunuyorum, resimleri yapan ele dokunmak gibi, M.Ö 3000 yılında yaşayan bir sanatçı ile sohbet etmek gibi, onu yaşamak gibi, çok heyecanlı.

Dokunma Dokun

Salihler köyüne bir saatlik otobüs yolculuğu, ardından bir saatlik traktör yolculuğu ve üç saatlik arazi yürüyüşünden sonra ulaştık kayalara. Rehberimiz kendini bu resimlere, damgalara adayan Servet Somuncuoğlu, onu dinlerken bulunduğum andan çoktan soyutlanmıştım. İnternette ‘’ Damgaların Göçü’’ belgeseli diye ararsanız daha çok bilgilenmiş ve tanımayanlar varsa Servet Hoca’yı tanımış olur. Orada, üş saat tırmandıktan sonra ulaştığımız kayanın önünde hem dinleniyor hem dinliyorum, Anadolu’nun ve Türklerin tarihinin yeniden yazılmasına tanıklık ediyorum.

At ve geyik resimleri, hayat ağaçları, bereket sembolleri kazınmış kayalara ve Türklere ait damgalar. Uçmak her zaman tutkusu olmuş insanın, gaga ağızlı at resimleri yapmışlar gökyüzüne doğru hareket eden, üstündeki süvarinin kolları açık iki yana kanat gibi. Damgaların izini sürmelisiniz, Salih Hocanın bu konuyla ilgili üç kitabı var, kitapları almak için kendisiyle irtibat kurmanız gerekiyor. Sit alanı ilan edilerek korumaya alınan alanla ilgili yazı ve fotoğrafların yayınlanmasına artık izin var, öncesinde koruma amacıyla bu tür duyuruları yapmamışlar, artık bilelim, bilgilenelim koruyalım. 1071 Türklerin Anadolu’ya ilk değil son gelişleridir ve Türkler Göçebe bir toplun değildir, çanakların dolması ve taşması nedeniyle hareket edilmiştir, tıpkı şimdi olduğu gibi.

Köylüler bilinçli, hem koruyorlar hem gelenleri kontrol ediyorlar, tek tek kimlerin geldiğinden haberdarlar, zaten kaya resimlerini Salihli köyünden Cemal bulmuş ve hocayı haberdar etmiş, elinde kılıcı dikenli çalıları keserek bize yol açıyor. Yuvarlak kayalara sağlam basmak çok zor, bir yere tutunayım derseniz elinize sadece o dikenli çalılar geliyor, sıyrıla burkula geçiyoruz Kurganların arasından köylülerin hazırladığı gözleme, domates ve biberleri yiyoruz, çoktan unuttuğumuz o ekşimsi ayrandan içiyoruz, güneş inerken, dağlardaki dönüşümüz başlıyor. Köyde akşam ekmek kokularıyla karşılıyor bizi, şehre dönmek istemiyorum bu gece olsun köyde kalsam. Teşekkürler Ankaralı Gezginler, teşekkürler Servet Somuncuoğlu, Çılgın Cemal, çok şanslıyım evet.

Nihayet konser sezonu başladı, önce Bilkent Odeonda Carmina Burana’yı izledik, bu güne kadar dinlediğim en iyi yorumdu, Devlet Çoksesli koromuz çok başarılı, tebrik ediyorum hepsini yürekten.
CSO sezonu İdil Biret ve Rahmaninov ile açtı, konseri kelimelerle anlatmak olanaksız, salonda olup, o duyguları yaşamak gerek, İdil Biret’e yine, yeniden hayran oluyorum, o çok özel bir sanatçı, onu dinlemek büyük şans. ikinci bölümde Korsakov’un Şehrazat’ını dinledik, romantizmin doruklarındaydık konserden çıkarken. Perşembe ve Cuma akşamları CSO bizleri bekliyor.

Sergi sezonunu Mustafa Ayaz Müzesinde Sevgili Feyha Özsoy’un özgün, enerjik sergisiyle açtık, Feyha Hocam ve resimleriyle birlikte olup, sevgiyle dolup taşmamak olanaksız, o gece başımdan aşağı yıldızlar gibi sevgi boşaldı, ben de aynı sevgiyle karşılık verdim, bu şahane duyguyu sadece sanat yaşatır insana, Teşekkürler Feyha Hocam.

Tiyatro sezonunu bu akşam Küçük Tiyatroda çok sürpriz bir oyunla açıyoruz. Henrik İbsen’ nin Nora’sıyla. Geçen yıl sevgili okuma grubumda Nora Bir Bebek Evi’ ni okumuş, tartışmış, hatta kendimizce oynamıştık, kadına dair sorunların hep aynı olduğunu ve hala büyük ölçüde çözülmediğini görüp hayıflanarak. Sahneye konduğu dönemde, başkaldıran Nora yetkililerin pek hoşuna gitmemiş, İbsen oyunun sonunu değiştirmek zorunda kalmış, nasıl mı, tabi ki başkaldıran Nora pişman olup evine kocasına dönmüş. Bakalım bu gece sahnede ne göreceğiz, çok heyecanlıyım.

Bu ay okuma grubumda Ahmet Hamdi Tanpınar okuyup tartışıyoruz, çocukluğumdan beri okumadığım yazarımızla bu olgunlukta yeniden karşılaşmak ne güzel, onu şimdi anlıyorum ve hala etkisinde olduğum ‘’Zaman Kırıntıları’’ şiirinden mısralar paylaşarak bitiriyorum yazımı, dışarda soğuk bir akşam ve Nora beni bekliyor.

Eğilme sakın üstüne
Kendi yeşilinde boğulmuş havuzların
Ve bırakma saçlarını tarasın rüzgâr,
Durmadan çukurlaşan bu aynada!
Bilinmez hangi uzaklara götürür seni
Dudak dudağa öpüştüğün hayal!
Sokma güneşle arana,
İmkânsızın parıltısını!
Ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları!
Değişmenin ebedî olduğu yerde
Güzeldir hayat!

Ahmet Hamdi Tanpınar

LALE ATAMAN
11.Ekim.2012


Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET