Paradoks

2 bin 500 yıl önce şöyle der Thukydides:
Düşüncesiz gözü karalık: fedakâr hane bir cesaret
İleri görüşlü ağırbaşlılık: süslü bir korkaklık
Etraflıca düşünüp taşınma: İlerlemeyi engelleyen tembellik
Fikir ve endişe sahibi olma: korkaklığı gizlemeye çalışma
Vahşi saldırılar: erkeklik
Bir işe başlamadan önce düşünüp taşında isteği: o işi peşinen inkâr anlamında kullanıldı.
Bir konu görüşülürken öfke ile bağırıp çağıran insanlar güvenilir kabul edildi. Onlara itiraz edenler ise peşinen şüpheli duruma düştüler.
Bu öyle bir durumdu ki, artık kimse ne için, neden ve hangi safta savaştığını bilemez ve her türlü insani duygu geri gelmemecesine yok olmaya başlar-İŞTE SAVAŞ BUDUR-
Sayın okuyucu MB paradoks böyle başlıyor ve şöyle devam ediyor:
Üçlemenin ikinci kitabına başlarken;

Dünya hala aynı. ..
Hala inançlar tıpkı insanlar gibi üst üste. Hala gökdelenler gibi göğe yükseliyor egolar. Hala “Alta kalanın canı çıksın” düşüncesizliği hâkim. Bugün yine hayvan diye isimlendirilen yaşam formlarının sayısı azaldı ama insancıkların sayısı arttı. Dünya insanları besleyemiyor artık, dünya insanların hırslarına ve zalimliğine katlanamaz durumda. Zengin ve fakir arasındaki uçurum iyice derinleşti. Kim zengin kim fakir aslında... Ekonomi babaları öküzden hallice gidemiyor öteki tarafa, Hindistan’da öküze tapılırken onlara her gün lanetler yağıyor; para saymak, insana kıymak, dünyayı yok etme sanatı onlarınki. Sadece bu mu? Altta kalıp boş verenler, savaş başlamadan kaybettim diye kılıcını teslim edip pisliğin uşağı olanlar da… Dünya hala aynı…

Dünya hala aynı,  değişimler fark edemeyeceğimiz ölçeklerde. Bu ölçek büyüse bile bizleri bilgilendirecek haber kanalları bu durumlara kapalı. Sadece hislerimiz ve temiz olan inançlarımız var. Dün masallar aşağılanırken bugün fantezi adını alıyor, yine aşağılanıyor. Dünün masallarının bugün gerçek olduğuna inanmıyor insanlar. Hani dünya düzdü masalı, hani gökte uçan demir kuşlar masalı, hani denizler altında fersah fersah fantezisi…
Gerçekler, en gerçek haliyle, ortaya çıkıp birkaç kişi daha duysun diye yine masalların arasına fantezi olarak sığınıyor. Her zamanki gibi masallar gerçeklerin yığınağı…

Dünya hala aynı, top yekûn değişmiyor, değişemiyor. Nedenleri var, belki haklı.

Dünya hala aynı… Değeri olmayan kâğıtlar hala satın alıyor, hala ruhları kandırıp dünya zevklerine peşkeş çekiyor. Düşüncesizler ordusunun sayısı bir hayli kabarıyor, ışık insanları hala umursamıyor, ışık savaşçıları ayakta kalmanın yolunu masallarda olduğu gibi yine buluyor, bırakmıyor dünyamızı köhne zihniyetlerin eline. “Güç” hala yanlış değerlendiriliyor, biri çıkıyor, “Rakı içen öldü de su içen ölmedi mi?” diye soruyor… Diğeri dünyanın hâkimlerine gülüyor, acıyor; sevgiyi bile satın alacak kadar aciz olduklarını anlatıyor, anlamıyorlar hala…
Dünya hala aynı değil, daha hızlı dönüyor, ay dünden daha yakın dünyamıza, dünyamız da güneşe, milim milim değişiyor her şey, dünya hala aynı gibi geliyor herkese. Değişen ve gelişen minimaller alışkanlıklar altında kalıyor, fark edilemiyor,  sadece bilen belki biliyor, anlayan görüyor…
Dünya tersine dönüyor, hükümranlar zavallı, dilenciler bilge…  Bu koşturma, bu koşuşturma altında karıncalar gülüyor, “Zavallı insanlar” diyor nesli tükenenler.
Dünkü dünyanız ile bugünkü dünyanız arasında fark yok ise boşuna tüketiliyor yaşamlar, boşuna tüketiliyor oksijen. Dünya hala mı sahipsiz, dönüyor, vazgeçmiyor dönmekten. Biz vazgeçiyoruz onunla birlikte omuz omuza savaşmaktan. Masal olmak istemiyoruz; gerçek dedikleri her ne ise ondan olmak istiyoruz. Ağzınla kuş tutsan, kıçınla uyduruyorsun demiyorlar mı bu kez de?
Dünya onlara hala aynı; bize değişiyor, bize gelişiyor. İç dünyamız daha da güçleniyor. Teknoloji gelişme sanılıyor, mistik öğretiler fantezi olarak kalıyor.
“Tanrı” diyorlar, “her şeyi bilen her şeyi gören, seven koruyan büyüten” Alınacak canları bile ona bırakmıyorlar, kendileri tanrı olup katilleşiyorlar ama görmüyorlar cehennemlerine birer kütük olduklarını. Dünyamızı caniler, hainler, katiller ordusu yönetiyor.
Bir çocuk, “Dede masal anlat” diye yalvarıyor. Dede, “Bir varmış bir yokmuş” diye başlıyor. Develerin tellal pirelerin berber olduğu zamanları hatırlatıyor. Çocuk sormuyor; “Deveden tellal, pireden berber mi olur?” demiyor. “Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken” diye devam eden dedesine yine sormuyor, “ Anan beşikte ise sen nasıl onu sallarsın?”  Çocuk gönül gözünün küçülmediği o minicik yaşta ne anlatılmak istendiğini çok iyi anlıyor; sonrasında unutuyor, unutturuluyor. Unutanlar ordusunda, koyun sürüsünde bir nefer olur ise dedesini bile hatırlamıyor. O, dede olduğunda anlatacak masal dahi bulamıyor, hatırlamıyor. Dedeler ile torunlar arasındaki uçurum büyüyor.
Neden gerçekler gibi masalları da aşağılıyorlar?

Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET