Bir Rüya İle Başladı Her Şey (3)

Bir Rüya İle Başladı Her Şey (3)Küsmeye hakkımız yok mu diyorsun? Hem de hiçbir şeye. Mazeretlere olan meylimiz mi yaralıyor savaşçı yüreğini. Haklısın desem hangi duyguları verirdin bana.

İşte seni durduran ve kanını donduran sorum bu.  Söyle hangi duygularla donanma mı isterdin?  Hangisi bende olup da sana fazla gelen?

Sende gelmeyecek misin benimle Vicdan İmparatorluğu’na.

Cevabın suskunluk mu? Peki, öyle olsun.  İmparatorluğun yolunu kendin mi bulmak istiyorsun. Düşmanların hepsini kendime ayırıp, kılıcının kınında paslanmasından mı korkuyorsun? Hani hiç yardıma ihtiyacın yokken tutmuştum ya elini ve uçurmuştum menzile seni…

Yitik Savaşçılar Çağı’ndan bir haber gelmiş, desem? İlgini çeker mi?

Yitik Savaşçılar en çok aşkı özlemiş desem, inanması zor mu gelir?

Yitik Savaşçılarda bize katılacaklar desem, gölgelerde kalıp görünmez bir şekilde kılıçlarını bizimle sallayacaklar desem… Desem ki bizde yitip gitmeden önce aşkla gömsek kendimizi.  Anlar mısın?

Çelik kadar naif, gökyüzü kadarda sertsin. Bir barbar kadar da suskun, sen ne güzel bir kadınsın.

Savaşçı ruhların hepsi toplanmış sana “yuh” çekiyor desem; Utanmak mı? Utandım ben sana karşı zaten… Yaptığım ve de hiçbir şey olan şeyden.  Ne ilginçtir ki benim yaptığım hata sana güç verecek. Yeniden göreceksin kendini. Kendi gözlerinin içine bakıp benimkileri arayacaksın.

Ama…

Aması yine çok uzakta olacağım ben, kalbinden tam bir adım ötede. Gülme. Hızlı yürürüm ben yetişemezsin. Bir adım bir bakmışsın kilometreler olmuş. Yetişmek isterken koşman gerekecek, hatta uçman. Sahi uçmayı öğrenmiş miydin sen?

Hep kalbinin en derininde olmam mı sana güç veren. Çekip çıkartırsan beni oradan güçsüz mü kalacaksın sen?  Bazen o kadar karanlık ki orası, yüküm o kadar ağır ki orada, kılıcım o kadar kör ki karanlığında. Hani “isyan” çıkmıştı da o kör karanlığında düğün bayram bile olmamıştı.

Hani bir gün seni havalara atıp tutmuştum. Gülen yüzüne bakıp gene söyleyememiştim.  Anlamadın mı hala, sana anlatmak isterken gücüm tükeniyor, yüreğim sökülüyor, dilim tutuluyor. Oysa bu anlamsız durumu sadece seninle yaşıyorum ben. Sana anlatamıyorum. Yüreğimle değil ama sen karşımda iken kelimeler ile savaşıyorum.

Ve sende çok iyi biliyorsun ki kendinden önce ben yenildim sana.

Sokakta önümde yürüyen amcalardan duymuştum. Şöyle diyordu daha yaşlı olan “Yenilmek yenmenin yarısıdır” Diğeri de devam ediyordu, “Kazanılmış bir zaferin yarısı da yenilgidir”

Bu iki cümle yetmişti bana, durup kamıştım, kalbimde esen fırtınayı boraya dönüştürmüştü amcalar. Alabora olmuştum gündüz vakti, beton zemine çakılı kalan ayaklarımla da uğraşmam gerekmişti. Yanımdan bir sürü insan geçiyor ben hala duruyordum. Gözlerim sadece bir noktaya kenetli bekliyordum. Bana garip garip bakanlara diyordum ki, biraz önce ne öğrendim bir bilseniz, sizde kalır mıydınız benim gibi böyle sokak ortasında.

Savaşlarıma katık yaptım seni kadın, aklıma su kanalları açtım seninle, fikrime sus payı vermeyi öğrendim. Uzlaşmayı öğrenmeye çalışıyorum hala; Öylesine zor ki uzlaşmak, teslim olacakmışım gibi geliyor, içim acımaktan öte yanıyor.  Şah damarım bir zonkluyor ki sorma.

Rüya içinde hülyalar yaşıyorum bazen kadın. Bana “Git” dediğin andan beri, uçurtmalar taktığım hayallerimin hepsinin ama hem de hepsinin ipini kopardım. Hiçbir yere bağlı değiller artık ve de tek istekleri rüzgâr olacak, hafif esintilerde süzülüp fırtınalarda yükselecekler. Ve bir gün tıpkı seninde yapacağın gibi bana dönecekler.

Bir şiir yazıyorum şimdi kadın, sus ve dinle:

Bir savaşçı var idi
zaafı rüzgâr
gah ota
gider idi
gah oraya
yadigar

varlıklardan
var olmayı
yokluklardan
yok olmayı
hiçliklerden
piç olmayı seçmişti

Sana anlatabilme becerimi sonuna kadar kullanmak istiyorum. Çünkü bazen anlatamıyorum hissine kapılıp batıyorum. Konuşuyorum daha çok konuşuyorum, işte o zaman amaçsız kalıyor her şey.

Dur lütfen bitmedi ki henüz şiirim
tutu-i mucize-i guyem
ne desem
cik cik
demiş idi
demiş idi de yola
çıkmış idi
uçurtmalar yapmış idi
takmış idi
boynundan bağına
rüzgarı hep özgür bilmiş idi
bir gemi yaptıracak idi
ağrı yan dağ gibi başının üzerinde
yelkenleri olacak idi
bembeyaz martılar gibi

yuhhhlularla
tuhhhluların
savaşının tam ortasında kalmış idi
yüreğindeki rüzgâra vermiş idi kendini
o yürek
macera macera diye inler idi

“To be or not to be” idi
arada kalmışlığın boksal deviniminde
dipte en dipte idi
kafasını bazenden daha az kaldırıp
guguk dediği de olur idi

yıldızları sünnet edip
ayı kırpıp kırpıp yıldız yaptığı da olur idi

gelen zaman
giden zamanı kovalıyor sanırken
çölde devesini arayan kutup ayısına sormuş idi
demişti ki arayan

“zaman akmaz devran döner
giren şemsiyede açılmaz
insanlar insancıklar
evrenin bok böceği siz zavallılar
zaman akmaz devran döner
görür isen
durur zaman
görmez isen akar devran”
tutmuştu da kutup ayısını arayan
bağırmıştı devran yok mu

Rüyama girmemeliydin kadın. O uçurumun kenarında durmamalıydın kadın. Bana kendimi sorgulatmamalıydın kadın.

Söylemiştim ya daha önce ben zaten sana yenildim.

Jan Paçal
Facebookta Paylaş
 

Makaleler


Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET