Prof. Dr. Şahin YENİŞEHİRLİOĞLU Söyleşisinden İzlenimler

Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) 3 Aralık 2010 günü “Felsefe-Sanat İlişkisi” konulu bir söyleşiye ev sahipliği yaptı ve konuşmacı olarak Prof. Dr. Şahin Yenişehirlioğlu’nu davet etti.

Prof. Dr. Yenişehirlioğlu 1946 İzmir’de doğdu. 1964-1974 yılları arasında, Dünya’nın en saygın okulları arasında yer alan Sorbonne Üniversitesi’nde Felsefe alanında lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Kendi deyimi ile “Türk halkına çok şey borçlu olduğundan” ve Türkiye’nin geleceğinin parlak olduğunu düşündüğünden, eğitiminin ardından Türkiye’ye döndü. Hacettepe Üniversitesinde dışarıdan felsefe dersleri verdi. Daha sonra öğretim üyeliği yaptığı Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) 1980 yılında Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalı başkanı oldu. Psikoloji, sanat teorisi ve estetik üzerine yaptığı birçok çalışma ve yayımlanan birçok kitabı (İmgelerin Sisi (1993), Felsefe ve Sanat (1982)) yanında, Büyük Sinbad (1990), On Kadın (1987) gibi filmlerde de rol aldı. Aynı zamanda felsefe, sanat ve edebiyat dergilerinde birçok yazısı yayımlandı. Yaklaşık olarak 30 yıllık çalışma hayatının ardından, 8 yıl önce DTCF’den emekli oldu.

FSK’ya elinde asası, boynunda fuları, başında bir fötr şapka ve daha sonra hikâyesini öğrendiğimiz çok şık bir palto ile gelmişti Yenişehirlioğlu. Ve daha ilk anda ne kadar bilgili, ne kadar derin bir insan olduğu hissediliyordu.

Sözlerine önce biraz kendisinden bahsederek başladı. Türkiye’ye dönüşünü, yazdığı kitapların yayımlanması için verdiği uğraşı ve bu süreçte yaşadığı trajikomik olayları anlattı. Ardından konu felsefe ve sanat ilişkisi üzerine geldi. Söyleşinin gerçekleştiği mekân Fotoğraf Sanatı Kurumu olunca da, sanat kavramının fotoğraf sanatı olarak özelleşmesi ve verilen örneklerin fotoğraftan olması kaçınılmaz oldu.

Ona göre felsefe ve sanat, estetik kaygı noktasında buluşmaktadır. Bunun en güzel örneği de fotoğrafta görülmektedir. Aynı zamanda fotoğraf, insana bir özne olduğunu anımsatır. Bununla beraber aslında fotoğrafın iki hatta üç işlevi vardır. Bu anımsatmanın yanında, fotoğrafı izleyen kişiye o karenin ne olduğunu öğretir. Bütün bunların da üzerine fotoğraf, fotoğrafı çeken kişinin nasıl bir yapıya ait olduğunu gösterir. Görüldüğü gibi fotoğraf aslında üst üste katmanlardan oluşmuş arkeolojik bir yapıdır.

Fotoğrafçı, anlatmak istediğini bu sayede izleyiciye ulaştırır. Ve nasıl ki bakacın arkasındaki kişinin kişiliği ve görüşü çektiği kareye yansıyorsa, o kareyi izleyen kişinin de nasıl bir insan olduğu, o kareyi algılamasını farklılaştırır. Yani siz bir fotoğraf sergisine gittiğinizde, o kareyle yüz yüze ve tek başınıza kalırsınız. Düşünürsünüz, zihin süzgecinizden geçirirsiniz, takdir edersiniz, beğenirsiniz, rahatsız olursunuz, hissedersiniz. Yani o fotoğraf ruhunuzu ve bilincinizi karelere, bölmelere ve kompartımanlara ayırır. Ancak herkes o kareden aynı şeyi alamaz. Kültürel ve sosyal düzeyine göre farklı şeyler görür ve farklı şeyler alır. Yani o kare barındırdığı milyonlarca farklılığı aynı şekilde geri yansıtır.

İşte bu durum, sanatın, kültürel, psikolojik ve sosyal antropolojisidir. Yani durum aslında bu kadar derindir. Aynı konu, tabi ki fotoğraf için de geçerlidir. Düşünün, gördüğünüz bir kare neler ifade etmez ki? Satırlarca, sayfalarca yazı yazılabilir. Bir başkası da farklı yazılar yazar. Çünkü sanatta ve fotoğrafta kültürel bir zenginlik vardır.

O halde sanatçı, kitleleri kendisine yüz yüze getiren kişidir. Ve bu konumunu da kollamak zorundadır. Yani sanatın bir görevi de ahlaki olmaktır ki bu görev töresel bir görevdir. O zaman felsefe, yani bilginin istekli sevgisi, her türlü mikro ve makro organizasyonları insana anlatan ve vicdanen bir şeyler düşündüren bir uğraşıdır ve insanı aydınlatır. Kısacası sanatçının ahlakı vardır. Bu yüzden karşısındakini önemsemesi gerekir. Vietnam savaşı sırasında gazete ve dergilerde yayınlanan fotoğrafları düşünün. O zamanlar televizyon yoktu. Savaş sırasında çekim yapan fotoğraf sanatçıları sayesinde insanlar olup biteni öğrendi. Ve en önemlisi de, bu kareler sayesinde insanlar en zor anları gördü ve içlerindeki vicdan uyandı.

Konuşmasına kendisi ile başlayan Prof. Dr. Yenişehirlioğlu, yine kendisinden, daha doğrusu paltosundan bahsederek konuşmasını bitirdi. Anlattığına göre paltosunu Paris’teki bir bitpazarından almıştı. Vietnam savaşından kalmış ve Amerikan ordusunun savaşta giydiği bir paltoydu ve 42 yıldır giyiyordu.

Söyleşi boyunca yüzünden gülümseme eksik olmadı. Ve anlattıkları sayesinde sanatın ve fotoğrafın aslında felsefi olarak ne kadar derin konular olduğunu, hayatın sadece küçük bir dikdörtgene sığdırılmış parçası olmadığını anladık. Kendisine çok teşekkür ediyoruz.

Ersan Gürkan
FSK Üyesi
Facebookta Paylaş
 

Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET