Fernando Botero

Kendini “ En Kolombiyalı Kolombiyalı ” olarak nitelendiren ve son yüzyılın en çok merak uyandıran figüratif sanatçılarından..


1932 doğumlu Fernando Botero Angulo’nun ilk çizimleri, 16 yaşındayken Kolombiya gazetesinde yayınlandı. Gençlik yıllarında boğa güreşçisi olmak isteyen Botero, doğduğu şehir Medellin’de bir matador kursuna gitti. Ama 300 kiloluk bir boğa kendisine çarpınca bu sevdadan vazgeçip, ressamlığa ve heykeltraşlığa yöneldi.

 
Bir boğa güreşçisini resmederek, ilk yağlı boya çalışmasını yaptı. 1959’da ilk ödülü “ Salón de Artistas Colombianos”ı aldıktan sonra çizimlerinin farklılığı anlaşıldı ve ünlenmeye başladı. Botero Fransa’ya sanat eğitimi almaya gitti.

Ölüdoğa ve manzara resimleri içeren işler yaptı. Fakat Botero yeteneğinin durumsal portrelerden yana olduğunu düşünüyordu. Ebatları abartılı, şişman insan ve hayvan resimleri ve heykelleri yaparak sanat dünyasındaki ilk sınavını verdi.

 

Fernando Botero’nun en ünlü yapıtları, daha çok sanat tarihinin içinden seçtiği, ünlü sanatçıların başyapıtlarını tekrardan kendi üslubu ile ele aldığı resimlerdir. Bunlar arasında Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa’sı, Manet’nin Kırda Öğle Yemeği, Edgar Degas’nın Balerinler’i, Jan Van Eyck’ın Arnolfini’nin Düğünü, Velazquez’in Nedimeler’i sayılabilir.

 

Sanatçının tabloları kadar heykelleri de dikkat çekiyor. Malzeme olarak mermerin yanı sıra bronzu da kullanıyor.

 

      

 

Heykelleri, Champs Elysèes’te (Paris), Palazzo Pitti’nin önünde (Floransa), Park Avenue’da (New York) bulunuyor.

 

Animasyona yakın ele aldığı şişman figürler onun üslubunun merkezinde yer alıyor ve bu figürler için Botero, “Şişman güzeldir, çünkü şişman insanlar diğer insanların yüzünde hemen bir gülümseme yaratma kabiliyetine sahiptir, sempatiktirler bu yüzden resimlerimde şişman figürleri kullanıyorum” diyor.


     

  

Niye hep abartılı motifleri kullandığını kendisiyle yapılan aşağıdaki söyleşinde açıklıyor. Söyleşiyi Yasemin Bay yapmış:


-Resimle çok ilişkisi olmayan insanlar bile sizin tablolarınızla bağ kuruyor ve çok seviyor. İnsanları bu şekilde yakalamayı nasıl başarıyorsunuz?


-Evrensellik gerçekten de çok zor. Mesela Kore’de sergi açtım. Ve bu serginin 200 bin tane ziyaretçisi oldu. Bunun için doğru unsurları yakalamak lazım. Her şeyden önce yerel olmanız gerekiyor.


-İzleyiciler sizin tablolarınızı bu kadar severken pek çok eleştirmenden olumsuz eleştiri alıyorsunuz. Bu sizi etkiliyor mu?


-Resimlerimden nefret edenler de var gerçekten. Ama çok şükür beni sevenler nefret edenlere göre çok daha fazla. Bu politika gibi bir şey. Bir konumda durursunuz; ya sizi severler ya da nefret ederler. Sanatta da aynısı. Ben de bir pozisyon aldım. Şahsen hiç rahatsız olmadım olumsuz eleştirilerden.

 
-Sirk gibi eğlenceli resimler yaparken diğer yandan Ebu Garib’i ele alıyorsunuz. Konular farklı olsa bile stil aynı. Seçmeniz gereken bir yöntem var. Bu sizin ikna yeriniz, duruş noktanız. Konular farklı olabilir hatta birbirinin zıttı olabilir. Bu bir sanatçının parantez açması gibi. Ebu Garib resimlerinizi neden Berkeley Üniversitesi’ne bağışladınız?


-Latin Amerika’daki askeri darbeler, politik olaylardan etkilenerek yaptığım resimlerimin yanı sıra zindanlarda işkence gören insanlarla ilgili eserlerim de var. Bunları Berkeley’e bağışladım çünkü onlar ilgi gösterdiler. Öte yandan Ebu Garib resimlerimin Amerika’da kalması mantıklıydı; oradaki insanlar bunu görmeliydi. Berkeley özel bir atmosfer, liberal bir üniversite. Oradaki sergide bazı insanlar geçmişte yaptıklarının görüntüleriyle karşılaşmaktan rahatsız oldular.

Ebu Garib serisi dışındaki savaşla, yıkımla ilgili resimlerimi New York’ta müzelerde görebilirsiniz. Mesela 15 diktatörün resmini yaptım son dönemlerde; bunlar özel koleksiyonlarda. Buraya o serileri getiremedim çünkü çoğunu vermiştim.

-Yaşayan en pahalı ressam olduğunuz doğru mu?

-Keşke! Latin Amerika’da en pahalı ressamım. Dünyada da öyle bir şeyi umut ederdim.

 

         


-Botero denildiğinde akla ilk şişman kadınlar geliyor.


-Ben şişman kadın çizmiyorum. Bu hacimle alakalı bir durum. Hayvanları da öyle çiziyorum nesneleri de. Ama kadınları çok daha iyi çizebildiğimi görüyorsunuz. Her zaman hacimle ilintili çalışmalar yaptım. Resimde hacmin çok önemli bir element olduğunu düşünüyorum. Canlılık unsurunu daha iyi veriyorsunuz hacim sayesinde.


-Kolombiya ile bağlarınız nasıl?


-Kolombiya’da üç evim var her yıl üç-dört hafta geçiriyorum ama genelde Paris ve İtalya’da yaşıyorum. Kolombiya ile bağlarım çok kuvvetli. Her sabah interneti açıp Kolombiya gazetelerini okuyorum. 35 yıldır koleksiyonerim, 100’den fazla tablom var; Monet, Picasso, Degas ve Kuzey Amerika sanatçılarının eserlerinden oluşan. Bunları ve bazı tablolarımı Kolombiya’da Bogota’da ve Medellin’deki iki müzeme bağışladım.


 
 


Botero’nun sanatında ayrıca Latin Amerika da önemli bir yer kaplıyor. Resimlerinde yerel unsurlar da mutlaka yerini buluyor. Sokaklar, evler, yaşantılar ve dans bu konular arasında öne çıkanlar arasında... Avrupa’da gördüğü sanat eğitiminden sonra resimleri Velazquez, Ingres, Delacroix, Courbet gibi isimlerden etkilenmiş.


Botero, 2005 yılında, ABD’nin Irak’ı işgali sırasında, Bağdat’taki Ebu Garib hapishanesinde Iraklı tutuklulara uygulanan baskı ve işkenceleri eleştirel bir yaklaşımla betimleyen resimler yapmış, bu resimler bütün dünyayı derinden etkilemişti.










Facebookta Paylaş
 

Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET