Sanat ve İnsan/İlkay Tokaç


Edvard Munch ”Çığlık”
İlk çağlardan günümüze değin insanın, yaşadığı dünyayla ve çevresiyle etkileşimi onun duyumlarını anlamlandırma, dışa yöneltme ihtiyacına neden olmuştur. Doğayı, bir insanı, herhangi bir nesneyi ya da düşselliği kendi anlatımıyla yeniden var etme çabası birey için yüzyıllardır süregelen bir olgudur. Sanatçı için yaşadığı dünyayı değiştirme, biçimlendirme isteği, çeşitli yol ve yöntemlerle kendine has, kendine özgün anlatımların kapısını aralamakla başlar. Bu ister bir resim, bir heykel veyahut sanatın başka bir anlatım şeklinin araç olarak kullanımıyla olsun yaratmanın farklılıklarını, başkalılıklarını, özgünlüklerini sergilemek durumundadır. Aristotales’in bu etkileşimleri var olanın taklidi (mimesis), ve bu taklidin yine varlığın içindeki güzel olana ulaşma ereğinden kaynaklanması olarak yorumlaması, Hegel’in insanı etkileyen tüm nesnelliklere kendi ruhunu katması, onunla bütünleşmesi ilkesini savunması, Kant’ın sanatsal eylemin anlamını, amacını kendi içinde barındırdığı fikrine bağlanması ve daha bir çok farklı görüşün sanat kavramını ifade edilme, tanımlayabilme çabaları geçerliliğini hiçbir zaman yitirmemiştir.

Sanat, kendi idealine ulaşabilme yolculuğunda durumun öznesi olan insana betimlenebilecek olguların çeşitliliğinden, farklılıklarına kadar arayışlarını yorumlayabileceği ortamlar sunar. Temel nokta var olanın yansıtılması, sıradanlıkların ötesinde görünenin, yaşamdan duyumsananın tekrar ve tekrar, sonsuz çeşitlilikle anlatımıdır. Bu yaratıcı eylemin, öznelliğini kendi içinde taşıdığı, barındırdığı elbette ki söylenebilinir. Aynı zamanda ortaya çıkan eserin, anlamsal içeriklerine sadece yaratıcı bakımından değil alımlayıcı tarafından da yüklenilen çıkarımlar sanatta bütünleşmenin işaretidir. Asıl sorun her çeşit yargının, kalıplaşmış fikirlerin ötesinde sanatçının kendi duyumlarını özgürce sergileyebileceği, öznel yaklaşımlarıyla toplumsal bağlayıcılıkların arasında durduğu noktadır.

Güzelin, estetik bulunanın sanatçı tarafından yorumlanışı, yansıtılması genel kabul görmüş tanımlamaların ötesindedir. Düşünsel ya da duyusal etkileşimlerin sonucunda, kendi dışavurumculuğunun taşıdığı özgünlük öncelikle “anlatımı” ortaya koyar. Beklentiler, beğeniler biçimde başkalaşır. O biçim, aslında içinde taşıdığı anlamlandırmaların bütünüdür. İşaret edilen, ifade edilmek istenilen her ne ise, bu yalnızca sanatçının yorumlayışındaki ayrılıklarla başkalığını oluşturur. Eseri değerli kılan, o başkalığa yüklenilen duyum ve düşüncelerdir.

Sanatçının kendini ifade etme arayışında yaşadığı çağın gerçeklikleri, değişimleri etkin olmuştur. Zamanının getirdiklerine duyduğu tepkiyi, farkındalıkları seslendirme isteğini, bir reddedişi, karşı duruşunu eserleriyle yorumlama yoluna gider. Tarihin bir çok döneminde yeniliklerin, değişimlerin başlangıcında yaşanılan karşıtlıkların her birine benzer o zorlu yollardan geçer. Bazen karanlığın içinde aydınlığı arar, bazense kendini çevreleyen duvarları yıkmayı dener. Kendisi için olduğu kadar eserindeki etkileşimin insanlığında faydasına olduğu inancındadır. Nesnelliğin kabu
l edilir sınırlandırmalarına başkaldırışı, aynı zamanda sanatçının yalnızlığının başlangıcıdır. Çünkü, ortaya çıkan yaratımın içselliği sadece kendi gerçekliğiyle açıklanmaktadır. İyi-kötü, güzel- çirkin, hoş- hoş olmayan türünden kavramsal zıtlıkların göreceli duruşları, toplumsal yaklaşımların keskin sınırları ve yaşadığı günle dün arasında sıkışan insanın önündeki engelleri aşma isteği bu yalnızlığın sadece başlangıçta kalmayacağının ispatı niteliğindedir. Oysa ki engellenemez ve karşı konulamaz değişim, yaşattığı tüm sancılara, zorluklara rağmen döngüsünü tamamlama eylemindedir.

Varoluşunun farkındalığıyla, kültürel birikiminin, çevresel ve yaşamsal etkileşimlerinin izlerini sanatla anlamlandırma, biçimlendirme niyetindeki insan yansıttığı tüm anlatımların sadece içinde bulunduğu zamanla sınırlı kalmamasını umar. Erek, yüzyıllara kendi bakışını, algılayışını, duyumsayışını bir iz olarak bırakmaktır. Tıpkı kendinden öncekilerle ve kendinden sonra gelecek yaşantılarda olduğu gibi…

İlkay Tokaç

Görsel: Edvard Munch ”Çığlık”

Facebookta Paylaş
 

Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET