Fotoğrafın Belgeselliği ve Ornitofoto/Selami Oral


FOTOĞRAFIN BELGESELLİĞİ
Günümüz teknolojisi içerisinde araştırma yapmak, daha doğrusu aradıklarımız hakkında bilgi toplamak çok kolay olsa da karşımıza çıkan birçok bilgi içerisinden bize lazım olanı tespit etmek ciddi anlamda bilgi birikimi gerektirmektedir. Bilgi birikimine sahip olmanın başlıca yollarından birisi de okumaktır. Ancak acaba her okuduğumuz doğru mudur? Aslında aynı konu içerisinde farklı bakış açılarına göre bir çok doğru bulunabilmektedir. Burada önemli olan bizim bilgi dağarcığımıza ve oluşturmaya çalıştığımız veya oluşturduğumuz düşünsel yapıya ve kaygılarımıza uygun olanları, başkalarının görüşlerine aykırı dahi olsa cesaretle belirleyebilmektir. Sadece bu şekilde doğrularımızı tespit eder ve hayatımız boyunca gerek konuşmalarımızla, gerek davranışlarımızla ve gerekse oluşturduklarımızla bu doğrularımızı yoğururuz. Kişiliğimiz, karakterimiz ve oluşturduklarımız ancak bu şekilde imzamızı taşıyabilir ve bizi biz yapar. Dikkat edilmesi gereken en önemli konu ise toplum/dünya tarafından kabul görmüş genel kurallara olabildiğince sadık kalmaktır. Taşıtlarda kullanılan yuvarlak tekerlek yerine kare olanı önermenin ve bunun daha iyi olacağını savunmanın veya oksijensiz bir ortamda insanın var olabileceğini iddia etmenin hiçbir anlamı yoktur. Genel doğruları kendi düşüncelerimizle işleyebildiğimiz zaman bize ait olanı oluşturmuş olmaz mıyız?

Bu görüşler doğrultusunda fotoğraf tarihine baktığımızda farklı görüşleri ve farklı düşünce gruplarını daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum. Fotoğraf, sadece çekildiği anı belgeleyen ve o anı dondurarak sonraki zamanlara aktarılmasını sağlayan bir nesne olsa da fotoğrafın üretilmesi ile ne yapılmak istendiği önemlidir. 1840’lı yıllarda icat edilen fotoğraf, daha o yıllarda bile farklı amaçlar için kullanılmıştır. Ticari amaçlarla kullanılmasının yanı sıra toplumsal olayların anlatılmasında da bir araç olmuş ve insanların dikkatini belirli bir konuya çekerek uyarıcı bir özellik kazanmıştır.

Bunun oluşumu ise fotoğrafı çeken kişinin konuya sadık kalarak, kendi düşünce ve yorumlarını da katarak, o konu içerisinde diğer insanların görmediklerini göstermeye çabalamışlardır. Örneğin büyük şehirlerin varoşlarında yaşayanların olduğunu adımız gibi biliriz ama merak edip araştırmamışsak yaşamlarında karşılaştıkları güçlükleri, nasıl barındıklarını, nasıl beslendiklerini, sosyal hayatlarını nasıl sürdürdüklerini bilmeyiz. Daha 1800’lü yıllarda İngiliz John Thompson, Londra’nın varoşlarında yaşayan yoksul halka dikkat çekmek için “Londra’da Yaşam” adlı bir çalışma yapmıştır. Yine o yıllarda sanayi işçileri ve göçmenlerle ilgili fotoğrafları ile tanınan Levis Wickes Hine, Amerika Birleşik Devletlerinde çalışan çocuk işçilerle ilgili fotoğraflar yapmıştır. Araştırıldığında bunun benzeri birçok çalışmanın yapıldığını görürüz. Daha o zamanlarda yani fotoğrafın icadı ile birlikte fotoğrafın sosyal boyutu oluşmaya başlamış ve günümüze kadar gelişerek gelmiştir. Geçen bu zaman içerisinde de fotoğraf “belge” niteliğini de aşarak “belgesel” niteliği kazanmıştır.
Gelin o zaman hep birlikte “belgesel fotoğraf” kavramını tanımlayalım.
Nedir belgesel fotoğraf?

Hayatın içerisinden bir parçayı alarak onu tanımlayan, gereksiz nesneleri dışarıda tutacak şekilde farklı bir bakış açısı veya farklı bir kadraj ile uygun ışığı da kullanarak anlatılmak istenen şeyi ön plana çıkartan, kadraj içerisindeki yaşantıyı aktarabilecek şekilde psikolojik ve duygusal yönleri kullanıp ona bir anlam yükleyerek insanların dikkatini bu yöne toplayan bir fotoğraf dalıdır. Burada “konu” dışındaki en büyük etken fotoğrafçının kullanacağı tercihlerdir. Kullanılacak kadraj, ışık ve konuya yüklenecek anlamın başarılı bir şekilde yansıtılması ile fotoğrafın gerçek gücü arasında bir doğru orantı olduğundan söz edebiliriz. Belgesel fotoğrafta hayat kesitindeki zor şartlara dikkat çekerek insanlarda farkındalık yaratmak ve bu zorlukların aşılması için gerekli çabanın gösterilmesinin sağlanmasıdır amaç. Fotoğraf ne kadar güçlü olursa konu edilen sorunun çözümüne daha da yaklaşılmış olacaktır. Fotoğrafçı tüm bu tercihleri kendi bilgi birikimi, kültürü ve karakteri ile yapar ki burada katacağı başarılı kişisel yorum o fotoğrafa sanatsal boyut da kazandıracaktır.

Belgesel fotoğrafın hayatın bir kesitinin yukarıda açıklanmaya çalışıldığı şekilde yansıtılması olduğu belirtilmişti. “Hayatın bir kesiti” ifadesinin de açıklanması gerekmektedir. Bu, insanın yaşantısındaki bir an veya belirli bir süre olabileceği gibi hayat içerisinde yer alan kentleşme, binalar, köprüler, göller, denizler, doğa, bitkiler, hayvanlar, böcekler, kuşlar vb. olabilir. Hatta bunların alt kümeleri de konu edilebilir. Örneğin, ülkemizdeki köprülere ilişkin bir belgesel fotoğraf dizisi hazırlanabileceği gibi son günlerde gündemde sıkça yer bulan İstanbul’a üçüncü köprü yapılması projesi de tek başına belgesel konusu olabilir. Kısacası belgesel fotoğrafta herhangi bir konu kısıtlaması söz konusu değildir.

ORNİTOFOTO (KUŞ FOTOĞRAFÇILIĞI)
Gerek donanım ihtiyaçlarının farklılığı ve gerekse çalışma şartları göz önüne alındığında ornitofoto (kuş fotoğrafçılığı) diğer fotoğraf dallarından biraz farklıdır. Kuşlar, bugüne kadar ki davranışlarımızdan olsa gerek insanlardan hep korkarlar. Hatta yuvalarının yakınlarına insanların gelmesi sebebiyle yumurtalarını veya yavrularını bile terk edebildiklerini duymuştum bir belgeselde. Bu yüzden kuşlarla ilgili gözlem veya fotoğraf çalışması yapanlar doğanın dengesini korumak adına fazla yaklaşmadan, onları ürkütmeden, zarar vermeden çalışırlar. Bunun için farklı donanımlar kullanmak gerekir. Bunlardan bazılarını tele-objektif, tripod, dürbün, kamuflaj olarak sayabiliriz. Donanımlarınız tam olsa bile fotoğrafını çekmeye çalıştığınız kuşlar ürkekliklerinden dolayı bırakın poz vermeyi, görülmek bile istemezler. O kadar hassastırlar ki siz onu görmeden o sizi görür ve muhtemelen tehlike yaratmayacak bir mesafeye uçarlar. Bu sebeple kuşlar hakkında yeterince bilgi sahibi olunmalı ve çok dikkatli hareket edilmelidir. Ne ile beslendikleri, hangi bitki topluluğunu sevdikleri, nerelere yuva yaptıkları, nasıl öttükleri, üreme yerleri ve zamanı gibi birçok bilgiyi önceden toplamak, fotoğrafını çekmek istediğiniz kuşların hangi zamanda ve nerede bulunabileceğini kolayca tahmin etmenizi sağlayacaktır.

Ülkemizde ornitofoto ile uğraşan birçok kuş sever fotoğrafçı bulunmaktadır. Bunların büyük bir kısmı, bir dernek çatısı altında ya da fotoğraf toplulukları içerisinde yer alırlar. Dernekler bünyesinde de zaman zaman atölyeler açılarak fotoğrafın diğer dallarında olduğu gibi ornitofoto alanında da çalışmalar yürütülmektedir.

Üyesi bulunduğum Ankara Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) tarafından yürütülen “Tekin Ertuğ Atölyesi” çalışmaları kapsamında kuramsal ve kavramsal konular incelenmektedir. Atölye üyelerinden ben ve çalışma arkadaşlarım Mehmet UÇAR, Murat TORU ve Turhan KAYNAR ile birlikte belirli zamanlarda kuş fotoğrafı çekmek için doğaya çıkıyoruz ve hocamız tarafından da özel ilgi alanımız olan ornitofoto konusunda oldukça destek görüyoruz. Yeri gelmişken çalışmalarımızda bizlere destek olan atölye hocamız Sayın Tekin ERTUĞ’a buradan teşekkürlerimizi iletmek istiyorum. Amacımız insanlara kuşların özelliklerini olabildiğince fazla yansıtacak, onlara bu doğa harikalarını tanıtıp anlatabilecek fotoğraflar çekip bir belgesel serisi hazırlayıp sunmak. Belgesel serisi diyorum çünkü ülkemizde yaşayan 468 türün (trakus.org) tamamını görüntülemek bile çok zaman alacaktır. Bu sebeple birden çok belgesel yaparak bu çalışmayı zamana yaymak istiyoruz.

İlk belgeselimizi hazırladık bile. Ötücü kuşlar ve sulak alanlarda yaşayan kuşlardan oluşan bu ilk belgeselimizin ilk gösterimi 31 Ocak 2012 Salı günü FSK salonunda yapıldı. İlerleyen zaman içerisinde derneğimiz aracılığı ile çalışmamızı diğer fotoğraf dernekleri ile paylaşmayı planlıyoruz. Bu çalışmada, ötücü kuşlardan ve sulak alan kuşlarından örneklemelerle bu canlıların tanımlanmasını sağlayacak ayrıntılarını ve yaşam alanlarını içerecek fotoğraflara yer verilmiş olup ilgilenenleri bilgilendirmek amacıyla onlar hakkında birçok bilgiyi içeren bir de doküman hazırlanmıştır. Yine ilerleyen zaman içerisinde bütün çalışmalarımızı kitap olarak kuş meraklılarının kullanımına da sunacağız.

Ornitofoto ile ilgilenenlerin uyması gereken bazı kurallar da vardır. Bir çoğunuz bunları biliyordur ama yeni başlayanlar/başlayacak olanlar için kısaca yazmakta yarar görüyorum.
Çalışma alanı doğa olduğu için oranın bizim değil diğer canlıların yaşam alanı olduğu unutulmamalıdır. Doğal dengeyi bozmamak için asla çevreye zarar verici faaliyetlerde bulunulmamalı, yerini değiştireceğiniz bir taşın, bir odun parçasının veya bir diğer nesnenin, başka bir canlının yaşam alanı olabileceği bilinmelidir. Fotoğraflamaya çalışılan canlının rahatsız edilmemesi için gerekirse daha uzaktan gözlenmeli, rahatsız olduğu hissedilir ise oradan uzaklaşılmalıdır. Yuvalara kesinlikle yaklaşılmamalı ve eğer gözlem yerimizden, yuvaya bir süredir canlıların gelmediğini görüyorsak oradan derhal uzaklaşılmalıdır. Çevreyi ve doğayı kirletecek her türlü atığın bir başka canlıya büyük zararlar verileceği unutulmamalıdır. Diğer canlıları rahatsız edecek davranışlarda bulunan olursa onlar mutlaka uyarılmalıdır.

Çevre bilinci gelişmiş bir toplum olma dileğiyle ornitofoto ile ilgilenenlere ve tüm meraklılara bol kuşlu günler diliyorum.

Selami ORAL

Facebookta Paylaş
 

Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET