Neden Fotoğraf Çekiyoruz / Nurhan Han Erdem


Neden Fotoğraf Çekiyoruz
Bazen bilinçli ya da bilinçsiz;  söylediğimiz bir sözün, yaptığımız bir hareketin veya bir tesadüfün hayatımızı değiştirdiğini, hayal bile edemediğimiz noktalara getirdiğini yaşamış veya duymuşuzdur.

Acaba; Mo Ti karanlık kutuyu (Camera Obscura) ilk bulduğunda ya da Niepce 1827’de ilk fotoğraf olarak kabul edilen “Le Gras’da / Pencereden görünüm” adlı fotoğrafı görüntülerken neleri tetiklediklerinin farkında mıydılar? Ya da insanlığın kaderini ne kadar etkilediklerini görebilselerdi ne düşünürlerdi?

Fotoğraf da, diğer birçok buluş gibi birbirini tetikleyen fikirler, hayaller zincirinin bir parçasıdır. Zamanla bu zincire yeni bir şeyler eklenecek mi ve bizler bu eklentilerin ne kadarını görebileceğiz? Bunu da bize zaman gösterecek.

Fotoğraf teknolojisindeki hızlı gelişme, başka bir söyleyişle filmli sistemden dijital sisteme geçişle birlikte fotoğrafa olan ilgi çığ gibi büyüdü. Nihai olarak yeni sistem kendi pazarını da yarattı.

Telefonlar vasıtasıyla ceplerimize kadar giren fotoğraf makinesi, hayatımızın olmazsa olmazları arasına girdi. Her yıl onlarca farklı özelliklere sahip fotoğraf makinesi, objektif, aksesuar, yazılım... vs piyasaya sürülüyor.

Fotoğraf çekme eyleminin kolaylaşmasına ve ucuzlaşmasına paralel olarak fotoğrafçı nüfusu da büyük bir hızla arttı.

İnsanlar fotoğraf için para ve zaman ayırmaya başladılar. Bu da önemli bir soruyu beraberinde getirdi;

“Giderek artan bu ilginin asıl nedeni nedir?”

Yaşam, doğumdan ölüme kadar her canlı için bir varoluş serüvenidir. Canlılardaki üreme, yeme ve korunma dürtüsü, bu kodlu serüvenin gereklerindendir.

İnsan, en basit anlamıyla yer, içer, dinlenir. Yaşamak zorundadır insan. Üreyip çoğalmak ve bu yolla varlığını sürdürmek zorundadır. Üreyip çoğalarak yok oluşa karşı direnir insan. İnsanın özünde, doğumla başlayan bir varolma süreci vardır.

İnsanlar tarihin başlangıcından bu yana kendi varlıklarına ilişkin iz bırakma güdülerini farklı şekillerde göstermişlerdir. Bu araçlardan biri çağdaş zamanlarda artık fotoğraf olmuştur.

Fotoğraf insanın kendisini ifade çabasına araç olmuştur. Her şeyi düşünebilir, her şeyi görebilirsiniz, ama kanıtınız yoksa hiçbiri rivayetten öte anlam taşımaz.

Fotoğraf varlığı ortaya koyan bir belge olarak, diğer birçok şeyden daha önemli hale gelmiştir.

Biraz daha derinlemesine bakıldığında fotoğraf, fotoğrafçısının bir varlık göstergesidir.

Fotoğrafın hangi alanına bakarsak bakalım, hep altında bir varlık ve iz bırakma güdüsünün yattığını görürüz.
Her an çekilen milyonlarca, milyarlarca anı fotoğrafı, kişinin, “ben ordaydım, biz birlikteydik…” söyleminin en gerçekçi belgesidir (bu bağlamda, fotoğrafın bir sosyalleşme aracı olduğu da söylenebilir).

Keza anı fotoğraflarının dışına çıktığımızda; gerek belgesel, gerek reklam, gerekse doğa fotoğrafçılığı gibi her birinin farklı amaçları olsa bile, yine derinliklerinde fotoğrafçının kimliği ve varlığını ispat arzusu yatar. Günümüzde hangi fotoğrafçı ya da genel anlamda sanatçı diyelim, (istisnalar hariç) eserin kendisine ait olduğunun bilinmesini istemez ki?

Teknoloji, artan bir hızla ilerliyor. İnsanları fotoğraf çekmekten vazgeçirecek yeni ne bulunur bilinmez. Ama fotoğrafın daha uzun yıllar insanların hayatında yer alacağına şüphe yok.

“Fotoğraf çekiyorum, öyleyse varım”

Nurhan Han Erdem

Görsel: Nurhan Han Erdem



Facebookta Paylaş
 

Angora Sanat
ANGORA SANAT Türkiye'nin Kültür, Sanat ve Yaşam Portalı - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Web Tasarım Web Hosting Ankara : GLOBALNET